Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması): İlgileri ve Çözümlü Örnekler
Mecaz-ı mürsel, bir sözcüğün benzetme amacı olmadan, onunla anlam ilişkisi bulunan başka bir sözcüğün yerine kullanılmasıdır. Parça-bütün, iç-dış, yazar-eser ve yer-insan gibi ilgiler bu sanatın temelini oluşturur; doğru cevaba ulaşmak için cümlede kastedilen anlam ile kullanılan sözcük arasındaki bağlantı bulunmalıdır.
Bu yazıda (7)
- ›Mecaz-ı mürseli tanımlayan üç koşul
- ›Ad aktarmasında kullanılan anlam ilgileri
- ›Bir cümlede ad aktarmasını bulma yöntemi
- ›Çözümlü örnekler: sözcükten kastedilen anlama
- ›Mecaz-ı mürseli benzer söz sanatlarından ayırma
- ›TYT/AYT Türkçe sorularında karar verme ipuçları
- ›Sık yapılan hatalar ve sınır durumları
Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması): İlgileri ve Çözümlü Örnekler
Bir cümlede kullanılan sözcük, bazen sözlükteki ilk anlamını karşılamaz; ancak cümle yine de anlaşılır kalır. Bunun nedeni, söylenen sözcük ile kastedilen kavram arasında bağ bulunmasıdır. "Bütün köy düğüne geldi" cümlesinde köyün toprağı ya da evleri değil, köyde yaşayan insanlar kastedilir. "Dün akşam Orhan Veli okudum" dendiğinde ise bir insanın okunması değil, onun şiirlerinin okunması anlatılır.
Bu tür kullanımlar mecaz-ı mürsel, diğer adıyla ad aktarması olarak adlandırılır. Burada önemli ölçüt, iki varlık veya kavram arasında benzerlik kurulması değil, gerçek hayatta ya da zihinsel anlamda bir ilişki bulunmasıdır. Bu nedenle mecaz-ı mürseli tanımak için yalnızca sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşıp uzaklaşmadığına bakmak yeterli değildir. Önce cümlede gerçekten neyin kastedildiği belirlenmeli, ardından kullanılan sözcük ile kastedilen arasındaki ilişki adlandırılmalıdır.
Mecaz-ı mürseli tanımlayan üç koşul
Bir kullanımın mecaz-ı mürsel olarak değerlendirilebilmesi için üç noktaya dikkat edilir. İlk olarak sözcük, cümledeki bağlam içinde temel anlamıyla kullanılmamalıdır. "İki tabak yedim" ifadesinde konuşan kişi tabağın kendisini değil, tabağın içindeki yemeği yemiştir.
İkinci koşul, söylenen ile kastedilen arasında anlaşılabilir bir anlam ilgisinin bulunmasıdır. Tabak ile yemek arasındaki ilişki, yemeğin tabağın içinde bulunmasına dayanır. Benzer biçimde yelken ile gemi arasında parça-bütün ilişkisi vardır.
Üçüncü ve ayırt edici koşul, benzetme amacının bulunmamasıdır. Benzetme unsurlarının açıkça bulunduğu kullanımlar teşbih; benzetmenin unsurlarından biri söylenmeden, benzerlik ilgisiyle yapılan kullanımlar ise istiare olarak değerlendirilir. Mecaz-ı mürselde ise amaç, benzetmek değil, ilişkili bir adın yerine başka bir adı kullanarak anlatımı kısaltmaktır.
Bu üç koşul birlikte düşünülmelidir. Sadece sözcüğün mecaz anlamda kullanılması yeterli değildir; örneğin bazı deyimler ve istiareler de gerçek anlamdan uzaklaşır, fakat bunların her biri mecaz-ı mürsel sayılmaz.
Ad aktarmasında kullanılan anlam ilgileri
Mecaz-ı mürselde aktarımın yönü, söylenen sözcük ile kastedilen varlık arasındaki ilişkiye göre belirlenir. En sık karşılaşılan ilgi türleri şunlardır:
Parça-bütün ilgisi: Bütün yerine onun bir parçası veya parça yerine bütün söylenir. "Bu olaya yedi baş katıldı" cümlesinde baş sözcüğü insanı karşılar. İnsan, başın bütünü temsil ettiği bir varlık olarak düşünülür. "Denize açılan yelkenler ufukta kayboldu" cümlesinde ise yelken sözcüğü yelkenli gemileri karşılar.
İç-dış ilgisi: Bir şeyin içindeki varlık, onu çevreleyen dış varlığın adıyla ya da dış varlık içindekiyle anlatılır. "Tencere kaynıyor" sözünde kaynayanın tencerenin kendisi değil, içindeki su veya yemek olduğu bağlamdan anlaşılır. "İki tabak yedim" ifadesinde de kap, içindeki yiyeceği karşılar.
Yazar-eser ilgisi: Bir yazarın adı, onun yazdığı eserler yerine kullanılır. "Dün akşam Orhan Veli okudum" sözünde yazarın kendisi değil, Orhan Veli'nin şiirleri kastedilir. Aynı mantıkla "Konserde Neşet Ertaş dinledik" cümlesinde sanatçının kendisi değil, eserleri veya türküleri anlatılır.
Yer-insan ilgisi: Bir yer adı, o yerde bulunan insanları veya o yer adına karar veren yetkilileri karşılayabilir. "Ankara bu duruma sessiz kaldı" ifadesinde Ankara'nın toprağı değil, bağlama göre hükümet veya yetkililer kastedilir. "Tüm köy düğüne akın etti" cümlesinde köyde yaşayan insanlar anlatılır.
Neden-sonuç ilgisi: Bazı kullanımlarda bir olayın nedeni, onun ortaya çıkardığı sonucu karşılayabilir veya sonuç nedeniyle anılan bir ifade nedenin yerine geçebilir. "Bereket yağıyor" örneğinde bereket sözcüğü, bağlamın izin verdiği ölçüde bereketin nedeni olan yağmuru karşılayacak biçimde yorumlanır. Bu tür örneklerde anlam ilgisinin cümle bağlamından çıkarılması gerekir; her neden-sonuç ilişkisi otomatik olarak mecaz-ı mürsel kabul edilmemelidir.
Bir cümlede ad aktarmasını bulma yöntemi
Sorularda hızlı ve güvenilir sonuç almak için şu sıra izlenebilir:
-
Sözcüğü gerçek anlamıyla kontrol edin. Cümlede kullanılan ad gerçekten kendisini mi karşılıyor? "Orhan Veli okudum" ifadesinde bir kişinin okunamayacağı fark edilir.
-
Kastedilen varlığı açıkça yazın. Sözcüğü daha doğrudan bir ifadeyle değiştirin. Bu örnekte cümle, "Orhan Veli'nin şiirlerini okudum" biçiminde açıklanabilir.
-
İki anlam arasındaki bağı bulun. Yazar ile eser arasındaki ilişki belirlenir. Eğer söylenen ile kastedilen arasında mantıklı bir bağ yoksa ad aktarması iddiası zayıflar.
-
Benzetme var mı diye sorun. "Aslan gibi adam" ifadesinde adam, cesaret veya güç yönünden aslana benzetilir; bu nedenle teşbih vardır. Buna karşılık "Yedi baş geldi" sözünde başın insana benzetilmesi amaçlanmaz; parça-bütün ilgisiyle insan kastedilir.
-
İlgi türünü adlandırın. Parça-bütün, iç-dış, yazar-eser veya yer-insan gibi ilişkiyi belirlemek, özellikle seçeneklerde birden fazla mecazlı ifade olduğunda ayırt edici olur.
Bu yöntem, yalnızca sözcüğün alışılmadık kullanılmasına değil, cümlenin tamamına bakmayı sağlar. Aynı sözcük farklı bağlamlarda farklı anlamlar taşıyabileceği için örneği tek başına değil, cümle içindeki görevine göre değerlendirmek gerekir.
Çözümlü örnekler: sözcükten kastedilen anlama
Örnek 1: "Bu olaya yedi baş katıldı."
Verilen: Cümlede kullanılan sözcük "baş"tır; yüklem "katıldı"dır.
1. adım – Gerçek anlam kontrolü: Bir olaya yalnızca yedi insan başının bağımsız biçimde katılması anlatılmamaktadır. Katılanlar insanlardır.
2. adım – Kastedileni yazma: Cümle, "Bu olaya yedi kişi katıldı" biçiminde açıklanabilir.
3. adım – İlgiyi belirleme: Baş, insanın bir parçasıdır; insan ise başın bağlı bulunduğu bütündür.
Sonuç: "Baş" sözcüğü, parça-bütün ilgisiyle "insan" yerine kullanılmıştır. Benzetme yapılmadığı için kullanım mecaz-ı mürseldir.
Örnek 2: "Dün akşam Orhan Veli okudum."
Verilen: Kullanılan ad bir şairin adı olan "Orhan Veli"dir; "okumak" eylemiyle birlikte kullanılmıştır.
1. adım – Eylemin nesnesini sorgulama: Okuma eyleminin nesnesi normalde bir kitap, şiir veya yazılı metindir. Bir insanın kendisi okunmaz.
2. adım – Kastedileni yazma: Cümle, "Dün akşam Orhan Veli'nin şiirlerini okudum" şeklinde anlaşılır.
3. adım – İlgiyi belirleme: Şair ile onun yazdığı eserler arasında yazar-eser ilişkisi vardır.
Sonuç: Şairin adı, eserleri yerine kullanılmıştır. Aktarım benzetmeye değil, yazarın eserleriyle olan bağına dayandığı için mecaz-ı mürseldir.
Bu iki örnekte çözümün anahtarı, sözcüğü doğrudan düzeltmek değil, cümlede kastedilen unsuru belirlemektir. Ardından ilişkinin türü adlandırılır.
Mecaz-ı mürseli benzer söz sanatlarından ayırma
Mecaz-ı mürsel en çok teşbih, istiare ve genel mecaz kavramıyla karıştırılır.
Teşbih ile farkı: Teşbihte iki varlık, ortak bir özellik üzerinden karşılaştırılır veya birbirine benzetilir. "Aslan gibi adam" sözünde adamın aslana benzetilme nedeni cesaret ya da güç olabilir. Mecaz-ı mürselde ise söylenen ile kastedilen arasında parça-bütün veya yazar-eser gibi gerçeklikten doğan bir bağ vardır; benzetme amacı aranmaz.
İstiare ile farkı: İstiarede benzetmenin unsurlarından biri, benzerlik ilgisiyle başka bir varlığın adı kullanılarak anlatılır. Bu nedenle temel soru, iki varlık arasında ortak özellik ve benzetme kurulup kurulmadığıdır. Ad aktarmasında belirleyici ilişki benzerlik değil, bağlantıdır.
Genel mecaz ile farkı: Mecaz, bir sözcüğün gerçek anlamı dışında kullanılması için daha geniş bir çerçevedir. Mecaz-ı mürsel bu geniş alanın, benzetme amacı olmadan ve anlam ilgisi kurularak gerçekleşen özel türlerinden biridir. Dolayısıyla her mecazlı kullanım ad aktarması değildir.
Diğer söz sanatlarıyla farkı: İntak, insan dışındaki varlıkları konuşturma; tezat karşıt kavramları bir arada kullanma; tenasüp ise anlamca ilgili sözcükleri bir araya getirme sanatıdır. Bir cümlede bu sanatların başka özellikleri bulunabilir; sınıflandırma yapılırken sorunun özellikle hangi anlam ilişkisinden söz ettiğine bakılmalıdır.
TYT/AYT Türkçe sorularında karar verme ipuçları
Mecaz-ı mürsel sorularında doğrudan "mecaz" sözcüğüne takılmak yerine, aktarma yönünü ve ilişkinin türünü saptamak gerekir. Özellikle cümledeki eylem, kastedilen varlığı bulmaya yardım eder. "Okumak" fiili yazar adının ardından geliyorsa yazar-eser ilişkisi; "gelmek", "katılmak" veya "akın etmek" gibi fiiller yer ya da parça adlarıyla kullanılıyorsa yer-insan veya parça-bütün ilişkisi aranabilir.
Sınavda uygulanabilecek kısa kontrol listesi şöyledir:
- Söylenen sözcük, bağlamda kendi varlığını mı karşılıyor?
- Kastedilen anlamı daha açık bir sözcükle değiştirebilir miyim?
- İki anlam arasında parça-bütün, iç-dış, yazar-eser ya da yer-insan gibi bir bağ var mı?
- Benzetme ilgisi varsa kullanım teşbih mi, istiare mi; bunu ayrıca belirlemek gerekir.
- Seçenekteki ifade, mecaz-ı mürsel yerine istiare, teşbih veya başka bir söz sanatını mı açıklıyor?
Bir büyüklüğü belirler gibi, burada da tek bir işarete bakarak karar verilmemelidir. Sözcüğün gerçek anlamdan uzaklaşması yalnızca ilk bulgudur; kesin sınıflandırma için anlam ilgisi ve benzetmenin bulunmaması birlikte aranır. Bu yüzden TYT Türkçe ve AYT edebiyat sorularında cümlenin tamamını okuyup kastedilen anlamı yeniden kurmak zaman kazandırır.
Sık yapılan hatalar ve sınır durumları
Her mecazlı sözcüğü ad aktarması sanmak: Bir sözcüğün gerçek anlamı dışında kullanılması tek başına yeterli değildir. İlişkinin türü belirlenmelidir. Benzetme ilgisi varsa teşbih veya istiare gündeme gelebilir.
İç-dış ilişkisini yanlış yönde kurmak: "İki tabak yedim" cümlesinde yenilen kap değil, kaptaki yemektir. Önce söylenenin dış, kastedilenin iç olduğunu belirlemek gerekir. "Tencere kaynıyor" cümlesinde de kaynayan kap değil, içeriğidir.
Yer adını her gördüğünde yer-insan demek: "Ankara" sözcüğü fiziksel başkenti, bir şehirdeki kurumları veya yetkilileri karşılayabilir. Hangi anlamın kastedildiği cümle bağlamına bağlıdır. Bu nedenle yer adı bulunması, tek başına sanatın kanıtı değildir.
Yazar-eser aktarımını gerçek okuma sanmak: "Orhan Veli okudum" cümlesinde yazarın eserleri kastedilir; ancak "Orhan Veli hakkında yazı okudum" cümlesinde yazar adı, hakkında bilgi verilen kişi olarak gerçek anlamına daha yakındır. Fiil ve cümlenin amacı birlikte değerlendirilmelidir.
Neden-sonuç örneklerini kesin kural gibi uygulamak: Neden-sonuç ilgisi bağlama en fazla ihtiyaç duyan türlerden biridir. "Bereket yağıyor" gibi bir ifadede yağmurun bereket getirmesi üzerinden anlam kurulabilir; fakat her neden ve sonuç yan yana geldiğinde mecaz-ı mürsel oluşmaz. Aktarımın okuyucu tarafından anlaşılabilir olması gerekir.
Benzetme amacı ile ilişkiyi karıştırmak: "Aslan gibi adam" ifadesinde ortak özellik üzerinden benzetme vardır. "Yedi baş katıldı" ifadesinde ise baş, insanın parçası olduğu için insanı karşılar. İki cümlede de sözcükler doğrudan temel anlamıyla kullanılmadığından, ayrım ancak ilişkinin niteliği incelenerek yapılabilir.
Evde biri "Çaydanlık kaynıyor, hadi gel çay içelim" dediğinde, çoğu bağlamda kaynayanın çaydanlığın kendisi değil, içindeki su olduğu anlaşılır. Burada kap olan çaydanlık, içindeki suyla ilişkisi nedeniyle içeriğin yerine kullanılmıştır; cümlede benzetme yapılmadığı için bu kullanım iç-dış ilgisine dayalı bir mecaz-ı mürsel örneğidir.
TYT Türkçe ve AYT edebiyat sorularında önce sözcüğün cümlede kimi veya neyi karşıladığını bulun. Ardından söylenen ile kastedilen arasında parça-bütün, iç-dış, yazar-eser ya da yer-insan bağlantısı olup olmadığını kontrol edin. Benzetme ilgisi varsa kullanımın teşbih mi, istiare mi olduğu ayrıca belirlenmelidir; mecaz-ı mürselde ise benzerlik değil, parça-bütün, yazar-eser gibi bir ilişki bulunur.
Sık sorulan sorular
Mecaz-ı mürsel ile teşbih arasındaki en kısa ayrım nedir?
Mecaz-ı mürselde söylenen ile kastedilen arasında anlam ilişkisi bulunur, benzetme amacı bulunmaz. Teşbihte ise iki varlık ortak bir özellik üzerinden birbirine benzetilir. "Yedi baş katıldı" parça-bütün ilgisine; "aslan gibi adam" benzerlik ilgisine dayanır.
Mecaz-ı mürselin diğer adı neden ad aktarmasıdır?
Bir kavramın kendi adı yerine, onunla anlamca ilişkili başka bir kavramın adı kullanıldığı için bu sanat ad aktarması olarak adlandırılır. Örneğin yazar adı, yazarın eserleri yerine aktarılır.
Her mecazlı ifade mecaz-ı mürsel midir?
Hayır. Mecaz, gerçek anlamdan uzaklaşan kullanımları genel olarak karşılar. Mecaz-ı mürsel ise bu kullanımlardan, benzetme amacı taşımayan ve parça-bütün, iç-dış, yazar-eser gibi bir anlam ilgisine dayanan özel bir türdür.
Mecaz-ı mürselde kastedilen anlam nasıl bulunur?
Cümlenin eylemi ve bağlamı incelenir; kullanılan sözcük daha açık bir ifadeyle değiştirilir. Sonra söylenen ile kastedilen arasındaki ilişki belirlenir. "Orhan Veli okudum" ifadesi "Orhan Veli'nin şiirlerini okudum" biçiminde açıklanabiliyorsa yazar-eser ilgisi kurulmuş olur.
Yer-insan ilgisi her yer adında bulunur mu?
Hayır. Yer adı ancak cümlede o yerdeki insanlar, kurumlar veya yetkililer kastediliyorsa ad aktarmasına konu olur. "Ankara bu duruma sessiz kaldı" ifadesindeki anlam, cümlenin bağlamına göre yetkilileri karşılayabilir; yer adının bulunması tek başına yeterli değildir.
- •Mecazı Mürsel (Ad Aktarması) - Türk Dili ve Edebiyatıturkedebiyati.org
- •AD AKTARMASI (MECAZ-I MÜRSEL) - TYT TÜRKÇEsonersadikoglu.com
- •Mecâz-ı mürseltr.wikipedia.org