Ana sayfabiyografilerFilozoflarDavid Hume Kimdir?
👤

David Hume

7 Mayıs 1711, Edinburgh, İskoçya — 25 Ağustos 1776, Edinburgh, İskoçya · İskoç filozof, tarihçi ve ekonomist
AmpirizmŞüphecilikNedensellikTümevarımAydınlanma Çağıİskoç FelsefesiAhlak FelsefesiTarihçilik

David Hume, bilginin deneyimle ilişkisini, nedensellik düşüncesini ve ahlaki yargıların kaynağını inceleyen İskoç filozof, tarihçi ve ekonomisttir. 1711-1776 yılları arasında yaşayan Hume, özellikle izlenim-fikir ayrımı, tümevarım sorunu ve Hume’un Çatalı ile tanınır.

Hızlı bilgiler
Doğum yeri
Edinburgh, İskoçya
Ölüm yeri
Edinburgh, İskoçya
Yaşamı
1711-1776
Akım
Ampirizm ve şüphecilik
Meslekler
Filozof, tarihçi, ekonomist
Ayırt edici kavram
Hume’un Çatalı
Yaşam çizelgesi
1711
Doğumu
7 Mayıs 1711’de Edinburgh, İskoçya’da dünyaya geldi.
1739-1740
İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme
Algı, fikir, nedensellik, ahlak ve siyaset konularını ele alan temel eseri yayımlandı.
1741-1742
Ahlak ve Siyaset Üzerine Denemeler
Bu denemeler Hume’un daha geniş bir okur kitlesi tarafından tanınmasına katkı sağladı.
1748
İnsan Anlayışı Üzerine Bir Soruşturma
Bilgi, nedensellik ve mucizeler üzerine görüşlerini daha kısa ve anlaşılır biçimde sundu.
1751
Ahlak İlkeleri Üzerine Bir Soruşturma
Ahlaki değerlendirmelerde duygu, sempati ve fayda konularını inceledi.
1752
Kütüphanecilik görevi
Edinburgh Avukatlar Kütüphanesi’nin kütüphanecisi oldu ve tarih araştırmaları için geniş kaynaklara erişti.
1754-1762
İngiltere Tarihi
Altı ciltlik tarih çalışması yayımlandı ve Hume’un tarihçi olarak ününü güçlendirdi.
1763-1766
Paris görevi
Paris’te İngiliz Büyükelçiliği sekreteri olarak görev yaptı.
1776
Vefatı
25 Ağustos 1776’da Edinburgh’da hayatını kaybetti.
👤
Biyografiler

David Hume Kimdir? Nedensellik, Ampirizm ve Şüphecilik

David Hume, Aydınlanma Çağı’nın deneyime dayalı düşünceyi en ileri noktalardan birine taşıyan filozoflarından biridir. Onun amacı yalnızca soyut kavramları tartışmak değil, insan zihninin nasıl işlediğini gözlemleyerek bilgi, nedensellik, ahlak ve din hakkındaki iddiaların sınırlarını belirlemekti.

Hume’un yaklaşımını anlamanın anahtarı şudur: Bir kavramı kullandığımızda, bu kavramın zihindeki kaynağını ve deneyimdeki karşılığını sormalıyız. Bu yöntem onu ampirizme yaklaştırır; ancak Hume, deneyimin bize kesin ve zorunlu sonuçlar verdiğini de kabul etmez. Bu nedenle felsefesi aynı anda hem deneyimci hem de kuşkucudur.

Bu rehberde Hume’un yaşam çizgisi, izlenim ve fikir ayrımı, olgusal bilgi ile kavramsal bilgi arasındaki fark, nedensellik ve tümevarım sorunu, ahlak anlayışı ve Kant ile Descartes’tan ayrıldığı noktalar birlikte ele alınmaktadır.

Berwickshire’dan Edinburgh’a: Hume’un düşünsel yolculuğu

David Hume, 7 Mayıs 1711’de Edinburgh, İskoçya’da doğdu. Ailesinin mülkü Berwickshire’daki Ninewells yakınlarındaydı. 25 Ağustos 1776’da Edinburgh’da öldü. Orta halli bir aileden gelen Hume, genç yaşta Edinburgh Üniversitesi’ne girdi. Hukuk eğitimi almasına rağmen asıl ilgisi felsefe, insan zihni ve klasik-modern düşünce tarihi oldu.

1734’te felsefi çalışmalarına yoğunlaşmak için Fransa’ya gitti ve La Flèche’te yaklaşık üç yıl geçirdi. Bu dönemde temel eseri olan İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme’yi hazırladı. Eserin ilk iki cildi 1739’da, üçüncü cildi 1740’ta yayımlandı. Hume, bu kitabın beklediği ilgiyi görmediğini, kendi ifadesiyle ‘matbaadan ölü doğduğunu’ belirtmiştir. Bu başarısızlık, görüşlerini daha kısa ve anlaşılır biçimde yeniden yazmasına yol açtı.

1741-1742’de Ahlak ve Siyaset Üzerine Denemeler yayımlandı ve Hume’un tanınmasını sağladı. 1752’de Edinburgh Avukatlar Kütüphanesi’nin kütüphanecisi oldu. Bu görev, tarih araştırmaları için geniş bir kaynak birikimine ulaşmasına imkân verdi. 1754-1762 yılları arasında yayımlanan altı ciltlik İngiltere Tarihi, ona yalnızca felsefeci olarak değil, tarihçi olarak da büyük ün kazandırdı.

1748’de İnsan Anlayışı Üzerine Bir Soruşturma, 1751’de ise Ahlak İlkeleri Üzerine Bir Soruşturma yayımlandı. 1763-1766 arasında Paris’te İngiliz Büyükelçiliği sekreteri olarak görev yapan Hume, hayatının son yıllarını Edinburgh’da geçirdi. Bu kronoloji, Hume’un yalnızca tek bir felsefi kitapla değil, deneme, tarih ve ahlak çalışmalarıyla da etkili olduğunu gösterir.

İzlenimden fikre: Hume zihindeki içerikleri nasıl ayırır?

Hume’a göre zihnin doğrudan karşılaştığı bütün içerikler algılardır. Algılar iki ana gruba ayrılır: izlenimler ve fikirler. İzlenimler, görme, işitme, acı, haz, öfke veya sevinç gibi daha canlı ve güçlü zihinsel yaşantılardır. Fikirler ise bu yaşantıların hatırlanması ya da zihinde yeniden tasarlanmasıdır; bu nedenle genellikle izlenimlerden daha siliktir.

Bu ayrımın öğretici sonucu şudur: Bir kavramın anlamını sınamak için, onun hangi izlenimlerden türediğini araştırmak gerekir. Örneğin sıcak bir yüzeye dokunma sırasında yaşanan duyum bir izlenimdir; o duyumun daha sonra hatırlanması ise fikirdir. Hume’un ‘kopya ilkesi’ olarak anılan yaklaşımında, fikirlerin temel malzemesinin önceki izlenimlerden geldiği savunulur.

Ancak bu görüş, zihnin hiçbir şekilde birleştirme veya dönüştürme yapamadığı anlamına gelmez. Zihin, daha önce edinilmiş içerikleri birleştirerek yeni tasarımlar oluşturabilir. Hume’un verdiği klasik açıklama çizgisinde, hiç görülmemiş bir varlık ya da nesne tasarlanırken bile zihnin daha önce deneyimlediği parçaları bir araya getirdiği düşünülür. Bu nedenle önemli soru, bir düşüncenin doğrudan kopya olup olmadığı değil, onu oluşturan basit içeriklerin deneyimde bulunup bulunmadığıdır.

Bu yöntem, metafizik kavramların eleştirisinde kullanılır. Bir kavram için karşılık gelen izlenim bulunamıyorsa Hume, o kavramın bilgi değeri konusunda temkinli olunması gerektiğini savunur. Bu, ‘deneyimde görülmeyen her şey yanlıştır’ demek değildir; daha dar ve dikkatli bir iddiadır: Bir kavramın bilgi iddiası taşıyabilmesi için kaynağının ve kullanımının açıklanması gerekir.

Hume’un Çatalı: Kavramsal doğruluk ile olgusal bilgi neden aynı değildir?

Hume, İnsan Anlayışı Üzerine Bir Soruşturma’da anlamlı önermeleri iki ana grupta düşünür: fikirler arasındaki ilişkiler ve olgulara ilişkin bilgiler.

Fikirler arasındaki ilişkiler, doğruluğu deney yapmadan veya dünyayı gözlemlemeden kavranabilen önermelerdir. Matematiksel eşitlikler ve tanımlara dayalı bazı önermeler bu gruba girer. Örneğin üçgenin üç kenarlı olması, kavramın anlamıyla ilişkilidir. Bu tür önermelerin karşıtı çelişki içerir; fakat bu önermeler tek başına dış dünyada belirli bir olayın gerçekleştiğini göstermez.

Olgulara ilişkin bilgiler ise dünyadaki nesne ve olaylarla ilgilidir. ‘Güneş yarın doğacak’ ya da ‘Bu taş yere düştü’ türünden ifadeler, gözlem ve deneyimle ilişkilidir. Bu önermelerin karşıtı mantıksal olarak düşünülebilir; yani yalnızca kavramların çözümlemesinden hareketle gelecekteki olayın gerçekleşeceği zorunlu biçimde çıkarılamaz.

Hume’un Çatalı’nın karar kuralı şöyledir: Bir iddia ya kavramlar arasındaki ilişkilere dayanır ya da deneyimle sınanabilecek bir olgu iddiasıdır. Bir önerme bu iki alandan hiçbirine girmiyorsa, onun bilgi statüsü açıklanmaya muhtaçtır. Bu ayrım, felsefi bir iddiayı değerlendirirken ‘Bu ifade tanım gereği mi doğru, yoksa gözlemle mi destekleniyor?’ sorusunu sormayı öğretir.

Bu görüş, Descartes’ın akıl yoluyla kesin bilgi arayışından ayrılır. Hume aklın özellikle kavramsal ilişkilerde güçlü olduğunu kabul eder; fakat olgular hakkında bilgi edinirken deneyimin rolünü ve bu deneyimden geleceğe geçişin gerekçesini ayrıca incelemek gerektiğini savunur. Bu karşılaştırma için René Descartes’ın bilgi anlayışına bakılabilir.

Nedensellik ve tümevarım: Geçmiş tekrarları geleceği neden zorunlu kılmaz?

Hume’un en etkili tartışması nedensellik üzerinedir. Gündelik dilde bir olayın başka bir olaya neden olduğunu söylediğimizde, genellikle üç şeyi birlikte düşünürüz: İlk olayın önce gelmesi, iki olayın düzenli biçimde birlikte görülmesi ve ilk olay ile ikinci olay arasında zorunlu bir bağ bulunması.

Hume, gözlemin bize ilk iki unsuru sağlayabileceğini, fakat zorunlu bağı doğrudan göstermediğini savunur. Bir bilardo topunun diğerine çarptıktan sonra hareket ettiğini tekrar tekrar görebiliriz. Gözlenen şey, çarpışmanın ardından hareketin gelmesidir. Buna rağmen gözün, olaylar arasındaki ‘zorunluluk’ bağını ayrıca görmesi söz konusu değildir. Zorunluluk düşüncesi, benzer olayların art arda gelmesi ve zihnin bu düzene alışmasıyla oluşan beklentiyle ilişkilidir.

Buradan tümevarım sorunu doğar. Tümevarım, geçmişteki veya gözlenen örneklerden gözlenmemiş örneklere geçiştir. Örneğin bir metalin birçok kez ısıtıldığında genleştiğini gözlemleyip bir sonraki durumda da genleşeceğini beklemek tümevarımsal bir çıkarımdır. Bu beklenti pratikte güçlü olabilir; fakat Hume’a göre geçmişteki düzenin gelecekte de aynı şekilde süreceğini mantıksal zorunlulukla kanıtlayamayız.

Bu nedenle Hume bilimi veya gündelik beklentiyi anlamsız saymaz. Daha sınırlı bir sonuç çıkarır: Tümevarımsal beklentiler alışkanlık, deneyim ve doğanın düzenli olduğu varsayımıyla işler; ancak bu varsayımın kendisi yine tümevarımla kanıtlanamaz. Sınavlarda kritik ayrım, ‘nedensellik yoktur’ demek yerine ‘nedensel zorunluluk deneyimde doğrudan gözlenmez; zihnin alışkanlığı ve düzenli birliktelik üzerinden düşünülür’ demektir.

Ahlakın kaynağı: Akıl tek başına neden yeterli değildir?

Hume’un ahlak felsefesinde temel soru, bir davranışın neden iyi veya kötü sayıldığıdır. Hume, ahlaki değerlendirmelerin yalnızca akıl yürütmeyle kurulamayacağını savunur. Akıl, olaylar arasındaki ilişkileri ve bir davranışın sonuçlarını gösterebilir; fakat bu sonuçların beğenilmesi, onaylanması veya reddedilmesi duygusal bir değerlendirme içerir.

Bu nedenle Hume, ahlaki yargılarda duygu, sempati ve fayda kavramlarına önem verir. Bir davranışın başkalarına yarar sağladığını düşündüğümüzde ona olumlu yaklaşmamız, yalnızca matematiksel bir çıkarımın sonucu değildir. İnsanların başkalarının durumunu önemsemesini sağlayan sempati, ahlaki onayın oluşumunda rol oynar. Toplumsal fayda da özellikle adalet ve iş birliği gibi erdemlerin değerlendirilmesinde önem taşır.

Buradaki ‘fayda’ ifadesi, her bireyin anlık çıkarı anlamına gelmez. Hume’un yaklaşımında mesele, davranış veya karakter özelliğinin toplum açısından yararlı sonuçlar doğurması ve insanların bu yararı değerlendirmeye yönelmesidir. Bu yüzden Hume’un ahlak anlayışı, aklı tamamen dışlayan bir görüş olarak okunmamalıdır: Akıl olguları ve sonuçları araştırır; duygu ise bu olgular karşısında onaylama veya kınama tutumunu oluşturur.

Hume’un ‘olan’dan ‘olması gereken’e geçiş konusunda yaptığı uyarı da bu çerçevede önemlidir. Bir metin, önce yalnızca olayların nasıl olduğunu anlatıp sonra açıklama yapmadan ahlaki bir zorunluluk sonucuna geçiyorsa, aradaki geçiş gerekçelendirilmelidir. Bu uyarı, betimleyici ifadeler ile normatif ifadeleri birbirine karıştırmamak için kullanılır.

Eserleri ve sonraki düşünceye etkisi: Hume neden dönüm noktası sayılır?

Hume’un felsefesini bir bütün olarak görmek için eserleri arasındaki ilişki önemlidir. İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme, algılar, fikirler, nedensellik, ahlak ve siyaset gibi konuları sistemli biçimde ele alan gençlik eseridir. İnsan Anlayışı Üzerine Bir Soruşturma, özellikle bilgi, nedensellik, mucizeler ve insan aklının sınırları konularını daha kısa ve anlaşılır biçimde işler. Ahlak İlkeleri Üzerine Bir Soruşturma ise ahlaki değerlendirmelerde duygu, sempati ve fayda boyutlarını öne çıkarır.

Ahlak ve Siyaset Üzerine Denemeler, Hume’un felsefi konuları deneme biçiminde tartıştığı erken dönem çalışmalarındandır. İngiltere Tarihi ise 1754-1762 arasında yayımlanan altı ciltlik tarih eseridir ve Hume’un tarihçilik alanındaki ününü güçlendirmiştir.

Hume’un etkisi özellikle Immanuel Kant üzerinde belirgindir. Kant, Hume’un nedensellik eleştirisinin kendisini ‘dogmatik uykusundan uyandırdığını’ belirtmiş ve kendi eleştirel felsefesini bu meydan okumayı dikkate alarak geliştirmiştir. Hume’un deneyim, nedensellik ve bilginin sınırları hakkındaki soruları, sonraki felsefede kalıcı tartışmalar başlatmıştır. Immanuel Kant’ın Hume’a verdiği yanıtı incelemek, ampirizm ile eleştirel felsefe arasındaki geçişi anlamaya yardımcı olur.

Hume’un düşünceleri 20. yüzyılda mantıkçı pozitivistler ve analitik felsefeciler üzerinde de etkili olmuştur. Din felsefesinde mucizeler ve dinsel inançlar üzerine tartışmaları, ekonomi alanında ise para ve uluslararası ticaret konusundaki görüşleriyle tanınmıştır. Bu nedenle Hume’u yalnızca ‘şüpheci filozof’ olarak sınırlamak, tarihçi ve ekonomist yönlerini gözden kaçırır.

Adım adım çözümlü örnekler: Hume’un yöntemini iddialara uygulamak

Örnek 1: Nedensellik iddiası

Verilen: Bir öğrenci, ‘Ders çalışırken belirli bir müzik listesini dinledim ve sınavdan yüksek not aldım; demek ki müzik yüksek notun nedenidir’ diyor.

Çözüm adımları:

  1. İddiadaki iki olayı ayırın: Müzik dinlemek ve yüksek not almak.
  2. Zaman sırasını belirleyin: Müzik, sınavdan önce dinlenmiştir. Bu, tek başına nedenselliği kanıtlamaz.
  3. Birlikte görülme durumunu sorun: Aynı müzik farklı sınavlarda ve farklı çalışma koşullarında da dinlenmiş midir? Yalnızca tek örnek varsa düzenli birliktelik gösterilmemiştir.
  4. Alternatif etkenleri ayırın: Çalışma süresi, konuya hazırlık ve sınavın güçlüğü gibi başka faktörler olabilir.
  5. Hume’un ölçütünü uygulayın: Gözlenen şey, müziğin ardından yüksek not gelmesidir; müzik ile not arasındaki zorunlu nedensel bağ doğrudan gözlenmiş değildir.

Sonuç: Hume bu iddiayı doğrudan kanıtlanmış bir neden-sonuç ilişkisi olarak kabul etmek yerine, tek gözleme dayalı bir beklenti veya alışkanlık olarak değerlendirmeyi gerektirir. Daha güçlü bir iddia için çoklu gözlem ve alternatif açıklamaların incelenmesi gerekir; fakat bu da nedensel zorunluluğu mantıksal kesinliğe dönüştürmez.

Örnek 2: Hume’un Çatalı ile önerme sınıflandırma

Verilen: ‘Bir karenin dört kenarı vardır’ ve ‘Yarın yağmur yağacak’ önermeleri.

Çözüm adımları:

  1. İlk önermenin kavram tanımına dayanıp dayanmadığını sorun. Kare kavramı dört kenarlı olmayı içerdiği için bu önerme fikirler arasındaki ilişkiye yakındır.
  2. İkinci önermenin gelecekteki bir olaya ilişkin olduğunu belirleyin. Bu nedenle olgu bilgisi sınıfındadır.
  3. Karşıtlarını test edin: ‘Bir karenin dört kenarı yoktur’ ifadesi tanıma aykırı görünür; ‘Yarın yağmur yağmayacak’ ise mantıksal olarak çelişki değildir ve gerçekleşebilir.
  4. Bilgi ölçütünü seçin: İlk önerme kavramsal çözümlemeyle, ikinci önerme ise hava koşullarına ilişkin gözlem ve kanıtlarla değerlendirilir.

Sonuç: İki önerme de aynı tür doğruluk iddiasına sahip değildir. Hume’un Çatalı, kavramsal doğruluk ile deneysel olasılığı birbirinden ayırmayı öğretir.

Formül

Hume’un Çatalı için sade gösterim: Bilgi iddiası = fikirler arasındaki ilişkiler veya olgulara ilişkin bilgiler. Tümevarımsal çıkarımda ise geçmiş gözlemlerden geleceğe geçiş vardır; bu geçiş pratik bir beklenti sağlayabilir, ancak mantıksal zorunluluk olarak kanıtlanmaz.

Günlük hayatta

Bir arkadaşınız, yeni aldığı bir uygulamayı kullandığı gün sınav notunun yükseldiğini söyleyip uygulamanın başarıya neden olduğunu savunsun. Hume’un yöntemiyle önce iki olayın yalnızca art arda gelip gelmediğini, bu ilişkinin farklı sınavlarda tekrarlanıp tekrarlanmadığını ve çalışma süresi gibi başka etkenlerin bulunup bulunmadığını sorun; tek bir birliktelikten zorunlu nedensellik sonucu çıkarmayın.

Sınavda

TYT/AYT felsefe sorularında Hume için üç ayırıcı ipucu öne çıkar: Bilginin deneyimle ilişkisi ampirizmi; neden ile sonuç arasındaki zorunluluğun doğrudan gözlenememesi nedensellik eleştirisini; ahlaki değerlendirmelerde duygu ve sempatiye verilen rol ise ahlak anlayışını gösterir. ‘İlişkiler’ ve ‘olgular’ ayrımı Hume’un Çatalı’dır. Hume, kesin bilgiyi özellikle fikirler arasındaki ilişkilerle sınırlar; olgular hakkındaki bilgiyi deneyime dayandırır ve deneyimden geleceğe geçişin akılsal olarak zorunlu biçimde kanıtlanamayacağını savunur. Descartes ise kesin bilgi arayışında akla daha merkezi bir rol verir; Kant ise Hume’un nedensellik sorununa yanıt geliştiren düşünür olarak karşınıza çıkabilir.

Sık sorulan sorular

David Hume ne zaman ve nerede doğmuştur?

David Hume, 7 Mayıs 1711’de Edinburgh, İskoçya’da doğmuştur.

David Hume ne zaman ve nerede ölmüştür?

David Hume, 25 Ağustos 1776’da İskoçya’nın Edinburgh şehrinde vefat etmiştir.

Hume’un ampirizmi ne anlama gelir?

Hume’un ampirizmi, zihinsel içeriklerin kaynağını deneyimde ve algılarda arar. İzlenimleri daha canlı yaşantılar, fikirleri ise bu yaşantıların daha silik hatırlanışları olarak ayırır.

Hume nedenselliği reddeder mi?

Hume’un asıl eleştirisi, neden ile sonuç arasındaki zorunlu bağın duyularla doğrudan gözlendiği iddiasınadır. Olayların düzenli biçimde birlikte görülmesi, zihinde nedensel beklenti oluşturur; ancak bu beklenti mantıksal zorunlulukla aynı değildir.

Hume’un Çatalı nedir?

Hume’un Çatalı, önermeleri fikirler arasındaki ilişkiler ve olgulara ilişkin bilgiler olarak ayırır. İlki kavramsal çözümlemeyle, ikincisi deneyim ve gözlemle değerlendirilir.

Hume’a göre ahlakın kaynağı nedir?

Hume, ahlaki yargılarda aklın olguları ve sonuçları ortaya koyduğunu; onaylama veya kınama gibi değerlendirmelerde ise duygu, sempati ve fayda düşüncesinin rol oynadığını savunur.

Hume’un en önemli eserleri nelerdir?

Başlıca eserleri İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme, İnsan Anlayışı Üzerine Bir Soruşturma, Ahlak İlkeleri Üzerine Bir Soruşturma, Ahlak ve Siyaset Üzerine Denemeler ve altı ciltlik İngiltere Tarihi’dir.

Hume ile Kant arasındaki ilişki nedir?

Hume’un nedensellik ve bilginin sınırları hakkındaki eleştirileri Kant’ı etkilemiştir. Kant, Hume’un kendisini ‘dogmatik uykusundan uyandırdığını’ söylemiş ve kendi eleştirel felsefesini bu sorunları dikkate alarak geliştirmiştir.

Kaynaklar
SıradakiKarl Marx