Toprak birçok canlı türü için yaşam alanıdır. Özellikle 20. Yüzyılın ortalarına doğru hızlı nüfus artışı ile birlikte, tarım ve diğer alanlardaki sanayi ve teknolojinin büyük bir hızla gelişmesine paralel olarak, toprak kirliliği de artmaya başlamıştır.

Toprak kirliliği; katı, sıvı ve radyoaktif artık ve kirleticiler tarafından toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin bozulmasıdır. Bir yerde belirli bir kalınlıkta toprak oluşabilmesi için milyonlarca yıl geçmesi gerekir ve bu sebeple toprağın çok iyi korunması gerekir. Toprağın doğal yapısının bozulması, başta bitkiler olmak üzere tüm canlıların yaşamlarını olumsuz etkiler. Bitki örtüsünün tahribi ile aynı zamanda iklim ve toprak özelliklerini de değiştirdiğinden doğada geri dönüşü olmayan bozulmalara sebep olabilir.

Örneğin; kükürtdioksit oranı yüksek olan bir atmosfer tabakasından geçen yağmur damlaları asit yağışları ile toprağa yağar. Toprak içine giren ve zamanla biriken bu asitli sular ağaç köklerini, bitkisel ve hayvansal toprak canlılarını zarara uğratır, toprağın pH’ını bozar.

Ayrıca bitki örtüsünün tahribi ekonomik, sosyal, biyolojik ve sağlık üzerinde olumsuzluklara neden olur. Tarım alanlarında yapılan bilinçsiz gübreleme ve ilaçlama sonucunda kimyasallar toprağa bulaşarak bitkilere geçer ve bu kimyasal kalıntılar, besin zinciri yoluyla da insan ve hayvanların vücutlarına geçerek alerjilere, karaciğer bozukluklarına ve zehirlenmelere neden olur.