Su bütün canlıların yapısında bulunur ve canlıların yaşamını devam ettirebilmeleri için temiz su gerekmektedir. Ancak Sanayi Devrimi ile birlikte kentlere başlayan göç, hızlı ve düzensiz kentleşme su kirliliğini de beraberinde getirmiştir.

Su kirliliği; göl, nehir, okyanus, deniz ve yer altı suları gibi su barındıran havzalarda görülür ve içinde zararlı bileşenler barındıran atık suların, yeterli arıtım işleminden geçirilmeksizin havzalara bırakılmasıyla meydana gelir. Her çeşit su kirliliği, kirliliğin bulunduğu havzanın içerisinde veya çevresinde yaşayan tüm canlılara zarar verdiği gibi türlerin yok olmasına da ortam hazırlar.

Ülkemizde de özellikle sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları su kirliliğine ve buna bağlı olarak toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı kirlenmelere neden olduğu ve hızlı bir şekilde çevre tahribatına yol açtığı bilinmektedir.

Türkiye’de su kirliliğine etki eden unsurlar; sanayileşme, kentleşme, hızlı nüfus artışı, zirai mücadele ilaçları ve kimyasal gübreler olarak sınıflandırılabilir. Bunlardan bağımsız olarak doğal yollarla da; yanardağların patlaması, aşırı alg üremesi, rüzgarlar ve depremler ile de su kirliliği oluşmaktadır.

Suyun farklı sebeplerle kirlenmesi, birçok bitki ve hayvanın yaşam alanları ve koşullarının değişmesine neden olmaktadır; özellikle suda yaşayan biyolojik çeşitliliğin (balıklar, mercanlar, bitkiler vb.) ölümüne hatta neslinin tükenmesine neden olabilir. Ayrıca insan sağlığına da büyük zararlar veren su kirliliği (tifo, kolera, sarılık, dizanteri gibi) kanser riski de oluşturmaktadır.