Düşünce sistemimiz yanlışlıklara yer vermemek için bazı mantık ilkelerinden yararlanır ve böylece doğru düşünme sağlanmış olur. Aklın genel olarak 3 ilkesinden söz edilir; ancak bunlara 17. yüzyılda Leibniz tarafından dördüncü bir ilke daha eklenmiştir. İlk üç ilke, tek bir ilkenin değişik biçimleri olarak da kabul edilmektedir.

Özdeşlik (Aynılık)

Benzerlik ve eşitlik kavramlarından farklı olarak, bir şeyin kendisiyle özdeş olduğunu dile getiren mantık ilkesidir.  Bir önermenin anlamı değişmediği sürece doğruluk değeri daima aynı kalır.

Örnek:

“Öğrenci öğrencidir.” önermesinde, öğrenci teriminin anlamı başlangıçta ve sonuçta hep aynıdır.

  • Bir akıl yürütmedeki her kavram ve önerme kendisiyle aynı olmalı, kendisinden başka bir şey olmamalıdır. Bir şey ne ise odur. Sembolik dilde A→A (A ise A) biçiminde dile getirilir.

Örnek 2:

  • Öncül: Bütün insanlar kardeştir.
  • Öncül: Yunanlılar insandır.
  • Sonuç: O hâlde, Yunanlılar da kardeştir.

gibi bir akıl yürütme sırasında, ‘kardeş’ kavramı değişik anlamlara gelebilir. Ancak özdeşlik ilkesi gereği, kardeş kavramını ilk kullandığımızda hangi anlamda kullanmışsak, akıl yürütmenin devamında da aynı anlamda kullanmamız gerekir. Yukarıdaki örnekte kardeş kavramı ‘dostluk, arkadaşlık, düşman olmamak’ anlamında kullanıldığına göre, akıl yürütmenin devamında da aynı anlamda kullanulmış olması gerekir.

Özdeşlik ilkesi kendi başına yetersiz bir ilkedir. Düşünmenin diğer ilkeleri olan çelişmezlik ve üçüncü durumun olanaksızlığı ilkeleri özdeşlik ilkesini tamamladığı gibi, özdeşlik ilkesi, çelişmezlik ve üçüncü durumun olanaksızlığı için de temel oluşturmaktadır.

Çelişmezlik

Bir şeyin aynı anda hem kendisi hem de kendisinden başkası olamayacağını öne süren mantık ilkesidir. Çünkü, yukarıdaki  özdeşlik ilkesi gereği, bir şey sadece kendisiyle özdeştir.

  • Bir şeyin hem kendisi hem de başkası olmaması durumuna çelişmezlik denir. İki karşıt önermeden birinin yanlışlığının diğerinin doğruluğunu gerektirdiğini öne süren mantık ilkesidir. A aynı zamanda B olamaz. Bir şey aynı zamanda hem olumlanıp hem reddedilemez.

Örnek:

“Ahmet hem çalışkandır hem de tembeldir.” ya da “Bütün insanlar ölümlüdür ve bazı insanlar ölümlü değildir.” diyemeyiz. Çünkü bu önermeler çelişkilidir. Çelişmezlik ilkesi, özdeşlik ilkesinin olumsuz biçimde dile getirilmesidir.

Üçüncü Durumun Olanaksızlığı

Diğer iki mantık ilkesini tamamlayan akıl yürütme ilkesidir ve bir önermenin ya doğru ya da yanlış olduğunu ifade eder. Bir yargı, doğruluk değerlerinden ancak birini (doğru ya da yanlış) taşıyabilir.

  • Bir şey ya kendisidir ya da kendisi olmayandır, bunun dışında üçüncü bir durum düşünülemez.

Örnek:

“Kapı ya açıktır ya da kapalıdır.” dediğimizde, aynı anda hem açık hem de kapalı olamayacağını belirtiyoruz demektir.

Günümüzde, üçüncü hâlin olanaksızlığı ilkesi bilimsel gelişmelerin de artmasıyla birlikte kuşkuyla karşılanmaktadır. Çünkü, bu ilkeye göre, “Bir insan ya canlı ya da canlı olmayandır.” dememiz gerekmesine rağmen, “Bir insan hem canlı hem de canlı olmayandır.” demek daha uygun olacaktır. Nitekim, insan canlıyken bile vücudunda milyonlarca ölü (canlı olmayan) hücre var olduğu gibi, bir insan öldüğü zaman bile, vücudunda milyonlarca canlı hücre vardır. Üçüncü halin olanaksızlığı ilkesindeki bu sorun, iki değerli mantık yerine çok değerli mantığın gelişmesine neden olmuş, doğru ve yanlış değerlerinin yanına, bir de belirsiz değerlendirmesi eklenmesine yol açmıştır.

Yeter – Neden

Yukarıda görülen üç akıl ilkesi birbirleriyle ilişkilidirler ve birbirlerini tamamlar. Ancak yazının başında bahsettiğimiz gibi W.Leibniz’in ortaya attığı bir akıl ilkesi vardı işte o ilke bu ilke.

Yeter- neden ilkesi, bir şeyin var olabilmesi için yeterli sebebin olması gerektiğini öne süren mantık ilkesidir. 17. yüzyılda ortaya atılan mantığın diğer ilkelerine katılan bu ilkeye töre, her yargının doğruluk nedeni bir başka yargıdır. O hâlde, her yargının doğruluğu için bir başka yargı gereklidir. Yeter sebep olmadıkça bir yargının doğruluğundan söz edilemez.