Kavimler Göçü


Orta Asya’daki Çin egemenliğinden kurtulmak için M.S 350 yıllarında batıya hareket eden Hun grubu, Volga-Don nehirleri arasında yaşayan Hunların daha batıya göçmelerine neden oldu. O tarihlerde Karadeniz’in kuzeyindeki düzlüklerde Cermen kavimlerinden olan Gotlar ve günümüzdeki Slav halklarının ataları olan Ön Slavlar yaşamaktaydı. 375 yılında Hunlar, Gotların ve Ön Slavların yaşadıkları bu bölgeye girdiler.

Hunların bu bölgeye yerleşmesiyle bu bölgede daha fazla tutunamayan ve çoğunluğu Cermen olan Vizigotlar, Ostrogotlar, Gepitler, Burguntlar, Vandallar ve Germen olmayan Slavlar batıya doğru göç etmeye başladılar. Romalıların barbar olarak adlandırdığı bu kavimler önlerine çıkan diğer kavimleri de önlerine katarak İspanya’ya hatta Kuzey Afrika’ya kadar ilerlediler. Avrupa’da yıllarca süren bu döneme Kavimler Göçü denir. Kavimler Göçü, günümüz Avrupa devletlerinin temellerinin atıldığı önemli bir olaydır.

Göçün ilk yıllarında Cermen kabileleri Roma İmparatorluğu’nun batı kesimindeki birçok bölgeyi ele geçirmişti. 376’da Hunlarla savaşan Got kabilesi Tervingiler, Roma topraklarına girdi. Ertesi yıl, Marcianopolis’te Tervingilerin lideri Fritigern, Romalı asker Lupicinus ile buluşmasında öldürüldü. Tervingiler ayaklandı ve Got kabilesi olan Vizigotlar 410’da İtalya’yı istila etti. Büyük Teoderik komutasındakı Ostrogotlar tarafından İtalya’nın içlerine kadar takip edildiler. Galya’da Franklar ağır ağır Roma topraklarına girdiler. Allemanni’deki savaşları kazanan Vizigotlar geleceğin Fransa ve Almanya’sı olacak Frank Krallığı’nı kurdular. Britanya’ya gelen Anglo-Saksonlar ise Roma’nın Britanya’daki sonunu getirdi.

Sonuçları

  • Göçler sonrasında Eski Çağ sona ererken, Orta Çağ başlamıştır.
  • Hunların baskısıyla Orta Avrupa’ya gelen kavimler bugünkü Avrupa devletlerinin temelini atmışlardır.
    Türk, Macar, Fin gibi Ural-Altay kavimlerinin Avrupa’daki faaliyetleri başlamış, Avrupa Hun Devleti kurulmuştur.
  • Kavimler Göçü sonrasında MS. 395 yılında Roma İmparatorluğu doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmış,
  • Hunların baskısı sonucunda ise Batı Roma güçten düşmüş, 476 yılında da yıkılmıştır.
  • Batı Roma’nın yıkılmasıyla Avrupa’da feodal bir yönetim egemen olmuş, iktisadi, siyasi, dini ve sosyal açıdan Avrupa’yı asırlarca etkileyecek bir dönem başlamıştır.
  • Hıristiyanlık yeni gelen kavimler arasında da yayılmış, giderek daha katı bir dini düşünce Avrupa’ya hâkim olmuştur. Bunun sonucunda Avrupa’da skolastik dönem başlamıştır.

Avrupa Hun Devleti (374-469)


MS. 4. yy’ın ortalarında Alanları mağlup ederek tarih sahnesinden silen Hunlar, 374 yılında Balamir önderliğinde İtil Nehri’nde görülmüşlerdir. Akınlarını batı yönünde devam ettiren Hun Türkleri, Balamir’in oğlu veya torunu olan Uldız döneminde Orta Avrupa’da siyasi bir güç olarak belirmeye başlamışlardı. Uldız, Batı Roma ile iyi ilişkiler kurarken Doğu Roma’yı devamlı baskı altında tutuyordu. Bu siyasete Uldız Siyaseti adı verilmiştir. Uldız’dan sonra Avrupa Hunları tahtına Rua geçmiş, bu dönemde Hunlar Avrupa’da hem Doğu hem de Batı Roma’yı vergiye bağlamışlardır. Rua’dan sonra ise Hun tahtına Attila geçmiştir.

Attila, amcasının izinden giderek Hunları gücünün zirvesine taşıdı. Attila, kardeşi Bleda ile beraber devleti ikili bir şekilde yönetti. 441-442 ve 447 yılllarındaki yaptığı I. ve II. Balkan seferleri ile Doğu Roma’ya ağır vergi yükümlülükleri getirerek, onları tamamen hâkimiyet altına aldı. Attila döneminde Uldız Siyaseti’nden taviz verildi. 447 yılından sonra Doğu Roma’nın tamamen hâkimiyet altına alındığı düşünülerek, Batı Roma’nın da hâkimiyet
altına alınmasına karar verildi. 449-450 yılları arasında Batı Roma sarayındaki taht mücadelesini fırsat olarak değerlendiren Attila sefer hazırlıklarına başladı.

451 yılındaki ilk seferde başarılı olamayan Attila, 452 yılındaki ikinci seferde Batı Roma’nın başkenti Ravenna yakınlarında Papa I. Leo’nun Roma’nın hâkimi olarak Attila’yı tanıdıklarını söylemesinden sonra seferden vazgeçti. Attila’nın Roma seferinden sonraki hedefi Sasanileri hâkimiyet altına almaktı. Ancak 453 yılında ani bir şekilde vefat etmesi bu hedefin gerçekleşmesini engelledi. Attila’nın ölümünden sonra tahta sırasıyla oğulları İlek, Dengizik ve İrnek geçti. İlek 454 yılında Germenlerle yaptığı savaşta öldü. Dengizik ise 469 yılında Bizans ile yapılan savaşta öldü. Orta Avrupa’da daha fazla tutunamayacağını anlayan en küçük oğlu İrnek, Hun Türklerinin büyük bir kısmını etrafına toplayarak Tuna’yı aşmış ve Karadeniz’in batı kıyılarına ve kuzeyine yerleşmişlerdir. Hunların devamı olarak Macar Ovası’nda ve Karpat Dağları’nda az da olsa Hun kalmıştır. Günümüzde ‘Sekel’ diye tabir edilen halk, Avrupa
Hunlarından kalan toplumdur.

Ak Hunlar (Eftalitler) (420-557)


Balamir önderliğindeki Hunların bir kısmı İtil Nehri’ni geçip batıya yönelirken, bir kısmı da İtil Nehri’nden aşağı güneye inerek günümüzdeki Kazakistan ve Türkmenistan topraklarına hakim oldular. 552 yılında Türkistan coğrafyasında siyasi hâkimiyetini kuran Göktürkler 557 yılında Sasanilerle anlaşarak Ak Hunları ortadan kaldırmışlardır.

Tabgaç Devleti (320-581)


MS. 4. yy’da Kuzey Çin’de siyasi bir teşekkül oluşturmuşlardır. Çinliler bu siyasi teşekkülü To-ba (T’o-pa) diye adlandırmakta iken Bizanslılar ise Tabgaçları, Taugast olarak bilmekteydiler. Ancak Bizanslılar Tabgaç Hanedanlığı’nı Çinli olarak kaydetmişlerdir. Nedeni ise Türk olan bu hanedanlığın Çinli prenseslerle evlenen çocuklarına taht hakkı vermesinden dolayı hanedanlığın zamanla Türklüğünü kaybederek Çinlileşmesidir.

Göktürkler


Birinci Göktürk Devleti (552-630)

552 yılında Batı Tabgaç Devleti ile birlik oluşturarak Juan-Juanlara ağır bir darbe indiren Bumin, Kağan unvanını alarak Göktürk Devleti’ni resmen kurmuştur. Devletin merkezi Ötüken’dir. Bumin Kağan devleti ikili devlet teşkilatı(doğu-batı) yönünde yönetmiştir. Kurulduktan hemen sonra devletin batı kanadının yönetimine kardeşi İstemi’yi getirmiştir.

Bumin Kağan’ın oğlu Mukan Kağan döneminde devlet hem siyasi hem de idari yönden altın çağını yaşadı. Bu dönemde Bizanslılarla münasebetler geliştirildi. Mukan Kağan’dan sonra 572 yılında tahta geçen Tapo kendisini kutlamaya gelen Kuzey Çin’de bulunan devlet başkanlarına ‘oğullarım’ şeklinde hitap ediyordu. Buradan anlaşıldığı
kadarıyla bu devirde bütün Kuzey Çin Göktürk hâkimiyetine girmişti. Batı’da ise devletin sınırları Karadeniz kıyılarına kadar ulaşıyordu.

581 yılında Ta-po öldükten sonra devlet Çin’in baskısı altına girdi. 582 yılında ise İstemi Kağan’ın oğlu Tardu’nun idareyi tanımadığını ilan etmesi ile Göktürkler resmen doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı. 630 yılında Çin her iki devleti de hâkimiyeti altına alarak Birinci Göktürk Devleti’ni ortadan kaldırdı.

İkinci Göktürk(Kutluk) Devleti (682-745)


Göktürkler için 630-681 yılları arası tam anlamıyla esaret ve karanlık bir dönemdir. Bu dönemde Çinliler Türkleri hâkimiyet altına almışlardır. Türk beylerinden birçoğu Çinlilere karşı bağımsızlık mücadelesine girişse de bu girişimler Çinliler tarafından akamete uğratılmıştır. Nihayet 681 yılında Kutluk, yardımcısı Tonyukuk ile beraber bağımsızlık savaşına girişti. 682 yılında Ötüken’e tekrar hâkim olan Türkler II. Göktürk Devleti’ni kurdular. Kutlug kendisini Kağan ilan ederek ‘İlteriş’ (devleti toparlayan, derleyen) unvanını aldı. Tonyukuk’u ‘Aygucı’ (Başbakan) görevine getirerek askeri ve idari işleri onun emrine verdi. 692 yılında Kutlug Kağan ölünce yerine kardeşi Kapgan geçti.

Kapgan Kağan döneminde Çinlilere yönelik yayılma siyaseti izlendi. Diğer yönden daha önce Çinlilerin kuzeye yerleştirdikleri Türklerin Çinlileşmesini önlemek adına kuzeydeki Türkler geri getirilerek asimile olmaları engellendi. Kapgan Kağan Çinlilerin entrikalarına karşı Türk boylarına gereğinden fazla sert davranınca yönetime karşı isyanlar baş gösterdi. Bu isyanların birinde Bayırkular tarafından öldürüldü. Yerine oğlu İnel geçti. İnel idari yönden zayıf olduğundan tahttan indirilerek yerine İlteriş’in oğlu Bilge getirildi.

Bilge ilk iş olarak amcası döneminde devlete isyan eden boy beylerini itaat altına aldı. Bilge Kağan döneminde Budistlik kabul edilmeye çalışılsa da boy meclisi tarafından Türk adet ve geleneklerine uygun olmadığı düşünülerek bu inanışın topluma yayılması engellendi. 734 yılında ölen Bilge Kağan’dan sonra, kağan seçilenler yeterince karizmatik değildi. Bundan dolayı devlette kısa süre içerisinde iç karışıklıklar baş gösterdi. 742 yılında Basmil ve Uygurların isyan hareketleri devleti zor duruma düşürdü. 745 yılında ise Uygurlar Göktürkleri tarih sahnesinden silmiştir.

Uygurlar (745-840)


Uygurlar hakkında da ilk bilgileri Çin kaynakları vermektedir. Uygur kelimesinin manasını Çinliler ‘şahin hızıyla hücum eden’ olarak vermektedir. Uygur ismi ilk defa 717 yılında Göktürk ülkesindeki ayaklanmalar sırasında geçmektedir. Dokuz Oğuz boy birliğine dâhil olan Uygurlar, Göktürk Devleti’nde doğu bölgesinde hayatlarını devam ettiriyorlardı. Bayan Çor Kağan döneminde altın çağını yaşayan Uygurlar, Böğü Kağan döneminde Maniheizm inancını benimsemişlerdir. Bu inancın benimsenmesi Uygurlar için gerilemenin sebebi olarak gösterilmektedir. Çünkü Manihezmin mücadeleci bir millet olan Türklerin yapısına uygun olmamakla birlikte, Çin asimilasyonunu hızlandırmıştır.

Uygurlar 821 yılından sonra gerilemeye başlamıştır. 840 yılında başka bir Türk boyu olan Kırgızların saldırıları ile ağır darbe alan Uygurlar Kansu ve Beşbalık Uygurları olmak üzere ikiye ayrılmışlardır.

Büyük Bulgar Devleti


Attila’nın en küçük oğlu İrnek komutasında Macar Ovası’ndan ayrılarak Tuna’yı aşan Hunların Kuzey Karadeniz’e gelerek buradaki Ogurlarla (Oğuzlarla) karışmasıyla Bulgarlar ortaya çıkmıştır. Bulgar Türkçede karışmak manasına gelmektedir. Bulgarlar, VI. asır boyunca Karadeniz’in kuzeyinde varlıklarını devam ettirmiş, 552’de kurulan Büyük Türk Konfederasyonun (Göktürkler) kurulmasıyla aynı Hazarlar gibi bu konfederasyona bağlı kalmışlardır. Bulgarlar Göktürklerin batı kolunu oluşturuyorlardı.

630 yılında Türk konfederasyonunun zayıflamasıyla Bulgarlar başbuğ Kurt Han (Kobrat-Kubrat) liderliğinde Karadeniz’in kuzeyinde Büyük Bulgar Devleti’ni kurmuşlardır. Doğu Roma ile dostane ilişkiler kuran Büyük Bulgar Devleti’nin sınırları doğuda Kuban, batıda Dinyeper, kuzeyde Donetsk nehirleri ile güneyde Karadeniz ve Azak Denizi’ne kadar uzanmaktadır. 642 yılında Kubrat’ın ölümünden sonra Hazar Devleti’nin baskısıyla Büyük Bulgar Devleti yıkılmıştır.

Bulgarlar yıkılmaları sonrasında beş bölgeye ayrılmışlardır. Kubrat’ın büyük oğlu Bat-bayan, Hazarların hâkimiyetini kabul ederek eski Bulgar topraklarında ve Azak Denizi’nin kuzey kıyılarında kalmıştır.

Kubrat’ın bir diğer oğlu Asparuh Han komutasında Tuna kıyılarına yerleşen Bulgarlar ise burada Tuna Bulgar Devleti’ni kurmuşlardır. Kubrat’ın oğullarından bir diğeri (ismi Kuber-Kuver olduğu düşünülen) Tuna’yı
aşarak Pannonia’ya göç ederek Avar hâkimiyetine girmiştir. Diğer bir oğul kendisine bağlı hassa birlikleriyle beraber İtalya’ya giderek Ravennalı Pentapolis’in topraklarına yerleşmiştir. Çoğunluğunu Otuz-Ogurların oluşturduğu Bulgarlar ise kuzeye yönelerek İtil Nehri’nin orta kısımlarını kendilerine yurt edinmişlerdir. İtil bölgesini yurt edinen Bulgarlar, İtil Bulgarları olarak adlandırılmışlardır.

Sibirler (Sabarlar-Sabirler)


MÖ 5-6. asırlarda Batı Sibirya (günümüzdeki Kazakistan, Altay Cumhuriyeti ve Kırgızistan) ve Kafkaslar arasındaki bölgede önemli bir rol oynamışlardır. Sibirler sırasıyla Asya Hun, Göktürk ve Hazarlara bağlı olarak kalmışlardır. Daha sonra batıya yönelerek Hazar Denizi ve Kafkasya’ya yerleşmişlerdir. Hazarları kuran Semender ve Belencer
boylarının kökeni Sibirlere dayanmaktadır.

Avarlar (558-805)


Asya Hun Devleti’nin yıkılmasından sonra Türkistan’daki Türk devletlerinden biri olan Juan Juanlar önce Tabgaçlar tarafından bozguna uğratılmış, akabinde de Göktürkler bu devleti ortadan kaldırmıştır. Göktürk hâkimiyetini benimsemeyen Türk boyları batıya yönelerek Sabir ve Ogurlarla karışan Türkler Macaristan bölgesine giderek Macarlarla beraber Avar Devleti’ni kurmuşlardır. Bizans kaynaklarındaki çelişkili ifadeler araştırmacıların Avarların, Juan Juanların devamı değil de, Sibir, Bulgar ve Göktürklerin devamı olduğu fikrine kapılmasına sebep olmuştur.
Avarlar Attila’nın yolunda giderek Doğu Avrupa’da nüfus olarak en kalabalık halk olan Slavları korumuş, Katolik ve Ortodokslar tarafından asimile edilmelerine engel olmuşlardır. Diğer yönden Avarlar bilhassa savaşlarda Slavların askeri yönlerinden faydalanmışlardır.

Hunlardan sonra Bizans Sarayı’na korku salan ikinci Türk tehlikesi Avarlardır. Slav destekli Avar ordusu 626 yılında Sasanilerle birlikte İstanbul’u kuşatmışlar, ancak başarılı olamamışlardır. Avarlar Frankların baskılarına fazla dayanamamış 805 yılında yıkılmışlardır. Türk ve Slav nüfus ise Dalmaçya ve Balkanlara gelerek buradaki yerli halk ile karışmış ve tamamen Hıristiyanlaşmışlardır.

Hazarlar (630-1048)


Asya Hunları zamanında Hunların Batı’daki en uzak sınırı olan Hazar Türkleri, Avrupa Hunları zamanında bu coğrafyada yaşamaya devam etmiş, 552 yılından sonra ise Büyük Türk Birliği’ne (Göktürk) bağlı kalmışlardır. Hazar Kağanlığı, Büyük Türk Birliği’nin (Göktürk) dağılmasından sonra 630-651 yılları arasında Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkasya’da yaptıkları mücadelelerde başarı göstererek bağımsızlıklarını kazanmışlar, dönemin iki önemli gücü Bizans ve Araplarla savaş ya da barış hâlinde kalmışlardır.

Hâkim oldukları coğrafyada hem Ortodoks hem de Müslüman tebaanın bulunması Hazar Kağanlığı’nın sadece siyasî değil, dinî yönden de Bizans ve Emevilerin baskısı altında kalmasına neden oldu. 732 yılında Emevilerin Azerbaycan Valisi olarak atanan Mervan bin Muhammed, Ermenileri ve diğer Kafkas halklarını hâkimiyeti altına aldıktan sonra hedefini Hazar ülkesi olarak belirledi. 737 yılında Mervan, Hazarların üzerine büyük bir orduyla sefere çıktı ve bu sefer sonunda Hazarlara muazzam kayıplar verdirdi.

Mervan, Hazar Kağanı’nı İslâm dinini kabule zorlamış, Kağan da İslâmiyeti kabul etmek zorunda kalmıştır. Diğer bir ifadeyle kılıç zoruyla din değiştirmek zorunda kalmıştır. Hazar Kağanı, Emevi tehlikesi bertaraf edildikten sonra tekrar eski inancına döndüğünü (Gök- Tengri) ilan etmiştir. Kağan atalar inancına geri dönse de, Müslümanlığa geçen Türk halkını geri atalar inancına döndürmeye gayret göstermemiştir.

Hazar Kağanı 786-809 yılları arasında Müslümanların ve Hıristiyanların tahakkümüne girmemek adına Museviliğe intisap etmiştir. Hazar Kağanı Museviliği kabul etse de Hazar Devleti sınırları içerisinde daha çok Müslüman ve Hıristiyanlar yaşamaktaydı. Her üç dine inananlar aralarında herhangi bir  çatışma olmadan Hazar coğrafyasında yaşadığı için sağlanan bu barışa Pan-Hazarya (Hazar Birliği) adı verilmiştir.

Hazarlar İsrailoğulları haricinde Museviliği kabul eden dünyadaki tek toplumdur. Ticaret yollarının kesişme noktasında bulunan Hazarlar uluslararası ticarette önemli rol oynamışlardır. Hazar bölgesi üzerinden İstanbul’a hatta İskenderiye’ye sığır, balık ve en önemlisi deri ticareti yapılıyordu. Hatta kuzeyden balmumu, bal ve kehribar Hazar’a getirtilirdi. Hazarlar işlemiş demiri ihraç ediyorlardı. Hazar ülkesinden Bulgar samurları, bartus tilkileri, Rus zerdevaları diğer bölgelere gönderilirdi.

Türgişler (651-766)


Göktürklere bağlı batıdaki kalabalık Türk boylarından biridir. Aynı coğrafyada hâkimiyet mücadelesi verdiği için II. Göktürk Devleti ile uzun sürecek savaşlara girdiler. Bu savaşlarda Çinlileri kendilerine dost edindiler. Arap ilerleyişini durduran Türk boyu olarak bilinir. Su-lu Han döneminde Araplarla çetin mücadelelere girdiler. Arapların Türk coğrafyasını hâkimiyet altına almasını engellediler. Karluklar tarafından 766 yılında yıkıldılar.

Karluklar


  • Uygur ve Basmillerle birlikte II. Göktürk Devleti’ni sona erdiren Türk boyudur.
  • Türgiş Devleti’ni ortadan kaldırmışlardır.
  • Yağma, Çiğil ve Toksılarla (Tohsı) birlikte Karahanlıların esas kütlesini meydana getirmişlerdir.
  • Çinlilere karşı eski düşman Araplarla birlikte Talas Savaşı’nı kazanan ve daha sonra aileler hâlinde Müslümanlığa geçen Türk boyudur.
  • Cengiz Han’ın batıya yönelişinde 1221’de Moğol hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu tarihten sonra Türk-Moğol devletlerinin hâkimiyetinde yaşamışlardır.

Kırgızlar


Kırgızlar Çin kaynaklarında MÖ 206’larda geçmektedir. Bu yönde Hunlularla beraber tarihi bilinen en eski Türk kavmidir. Göktürklerin hâkimiyetinde yaşayan Kırgızlar, Uygurlar kurulduktan sonra bu devletin hâkimiyetine girmiş, 840 yılında Uygurların hâkimiyetine son vererek Ötüken merkez olmak üzere kendi devletlerini kurmuşlardır. Cenzin Han batıya yönelirken ilk Türk halkı olarak Kırgızları hâkimiyeti altına almıştır.

Neşet ettikleri coğrafya olarak Baykal Gölü ve çevresi dile getirilmektedir. Daha sonra güneye inmişlerdir. Yenisey Yazıtları Kırgızlardan günümüze kalan tarihi eserdir. Ayrıca Manas Destanı da Kırgız edebiyatının bir ürünüdür.

Peçenekler


Türkistan bölgesinden batıya doğru Türk göçlerinin son dalgasını Peçenekler oluşturmaktadır. Hazar-Oğuz ittifakı sonrası baskıya dayanamayan göçebe Türk boyu Peçenekler önce Karadeniz’in kuzeyine, daha sonra da Avrupa Hun sahasına yerleşmişlerdir. Peçenekler tarihleri boyunca devlet kuramamış, boy düzenine göre Başbuğlarının etrafında birleşmişlerdir. Her boy kendi siyasi menfaatine göre farklı devletlerin askeri hizmetinde bulunmuştur.

  • Peçenekler en fazla Kiev Hanlığı ile münasebette bulunmuş, bu hanlığın topraklarına hücum etmişlerdir.
  • Rus-Peçenek mücadelesi Rusların Karadeniz ve İtil coğrafyasında güçlenmesine engel teşkil etmiştir.
  • Peçenekler Malazgirt Savaşı’nda Bizans saflarından ayrılarak taraf değiştirmiş, Türklerin savaşı kazanmalarına katkı sağlamışlardır.
  • Zamanla Hıristiyanlığı kabul eden Peçenekler Orta Avrupa, Balkanlar ve Karadeniz’in kuzeyinde diğer halklarla karışmıştır.

Kumanlar (Kıpçaklar)


Peçenekler gibi son dalga Türk göçleriyle batıya gelen Kuman ve Kıpçaklar; Bizans ve Latin kaynaklarında Kumanos (Cumanus), Kumanoi, Arap kaynaklarında Kıpçak, Rus kaynaklarında Polovets, Polovtsi, Got ve Frank kaynaklarında Falben, Falones, Valoni, Volmen, Polladi, Ermeni kaynaklarında Hartes, Macar kaynaklarında Kun olarak geçmektedir. En eski Türk kaynaklarında ise Qıfçağ olarak geçmektedir. Bu kelimenin ortak anlamı sarı, sarımsı, açık sarı, saman sarısıdır.

Batı Göktürk topluluklarından olan Kuman ve Kıpçaklar Hazarlardan sonra Doğu Avrupa Türk tarihine yön vermiş bu bölgede kurulan diğer unsurlarla mücadele hâlinde olmuşlardır. Kuman devlet yapısında kalmışlardır.

Kumanlar Moğol akınlarına kadar Ruslar ile mücadele hâlinde olmuşlardır. Kumanlar Hazarların yıkılmasından sonra XI. ve XIII. asırlar arasında Kuzey Karadeniz’de siyasete yön vermişlerdir. Hazar–Bizans ve Rus mücadelesinde etkin unsur olan Kumanlar, Rus ve Bizans’ın Hazarları yıkmasında büyük rol oynamış, Hazarlar yıkıldıktan sonra bu coğrafyaya yerleşmişlerdir.

Kumanlar yaklaşık olarak VI. ve XIII. asırlar arası Tuna nehri ile İtil nehri arasındaki sahada birçok kavimle münasebet içerisinde olmuş (Türk ve Gayri Türk kavimlerle, Peçenek, Bulgar, Hazar, Tatar, Slav, Rus, Gürcü gibi) bu halklarla kan bağı yoluyla birleşerek Karadeniz’in kuzeyinde etkin bir kavim hâline gelmişlerdir.

Kumanlar göçebe bir hayat sürdüklerinden dolayı kendileri için hayati önem arz eden bölgeleri, suyun olduğu yerleri ve bozkırı tercih etmişlerdir. Kuman Türk’ü yerleşik hayata geçene iyi gözle bakmaz, onu aşağılardı. Yerleşik hayata geçenlere “yatuk” (catuk) derlerdi. Yatukun kelime manası tembeldir.


Kaynak ve ileri okuma için;

  • Uygarlıklar Tarihi Sosyoloji Lisans Programı – Yrd. Doç. Dr. Halil Ersin Avcı İSTANBUL