İran, Hindistan, Orta Asya, Mezopotamya, Anadolu ve Kafkasya arasında yer almaktadır. İran, tarih boyunca bu bölgelerden gelen halkların ve kültürlerin etkisinde kalmış ve bu birikimle kendisine has yeni kültürler oluşturmuştur.

İran Uygarlıkları


Elamlar (M.Ö 3200-M.Ö 539)

Elamlar İran’ın güneybatısında, Mezopotamya ve Sümer ülkesinin doğusunda yer alan bölgede hüküm sürmüşlerdir. Elamlar, M.Ö 3. bin yılın başlarından, M.Ö 539’a kadar, Mezopotamya tarihinde önemli bir rol oynamışlardır. III. Ur Hanedanı ve Kassitlere son vermişlerdir. Sümerler ve Akadlar ile birçok savaş yapmışlar ve zaman zaman bu devletlerin boyunduruğunu kabul etmek zorunda kalmışlardır.

  • Başkenti Susa şehri olan Elamlar bilim ve teknikte ileri olmamalarına rağmen güzel sanatlar, süsleme ve madencilik alanında büyük gelişme göstermişlerdir.
  • Çömlek ve seramik sanatında ileriydiler.
  • Tarımla ilgilenen Elamlılar çok tanrılı dinlere inanmışlardır.
  • Elamlar, Sümerlerin doğusunda yaşamışlar ve bölgede çok fazla kalıcı bir eser bırakmamışlardır.
  • Elamlar Asurlular tarafından zayıflatılmış ve Pers Kral Kyros tarafından 550 yılında fethedilmişlerdir.
  • Devletleri, site şehir devletleri şeklindedir. En bilinen kentleri başkent Susa ve Anşan’dır.
  • Kendilerine özgü bir dil, yazı ve kültüre sahip bulunan Elamlıların kökeni bilinmemektedir.
  • Sümer ülkesinin doğusunda Kerha ve Karun Irmakları çevresindeki coğrafyaya hakim olan Elamlar, bölgedeki Sümer egemenliğine de son vermişlerdir.
  • Sümerce gibi, Elamca da bilinen herhangi dil ailesine mensup değildir.

Medler (M.Ö 678 – M.Ö 549)

Medler, günümüzdeki İran Azerbaycan’ı bölgelerine yerleşmiş olup bu bölgelerdeki halkların öncüllerindendir. Yunanlar bu halkın yaşadığı bölgeye Medya adını vermişlerdir. Medler ilk kez Asur kralı III. Salmaneser’in dönemindeki (M.Ö 858- M.Ö 824) yazılarda “Mada” adı ile kaydedilmişlerdir. Birinci bin yılın başlarında İran’a göç eden Hint-Avrupa diline mensup bir dil konuşan gruplar, 8. yüzyılda Orta Zagros bölgesinde Ecbatana (Hamedan) merkezli Med Krallığı’nı kurmuşlardır.

Yeni Babillilerle birleşerek Asur Krallığı’nı yıkan Medler (M.Ö 612), 6. yüzyılda Anadolu’dan Afganistan’a kadar büyük bir arazide imparatorluk kurmuşlardır. Medlerin batıda, Anadolu içlerindeki ilerleyişleri 585 yılında Lydialılar tarafından Kızılırmak Savaşı’nda durdurulmuş ve Kızılırmak her iki devlet arasında sınır olarak kabul edilmiştir. Medler İran’ın bir imparatorluk ve bir millet olarak kurulmasına ve altın çağına Büyük Erush döneminde ulaşan ilk birleşik Pers-Med İmparatorluğu’nun oluşmasına önayak olmuşlardır. Bu durum (Aryani kültürü ve milli birliği) Pers İmparatoru Achaemenid’in büyükbabası Med hükümdarı Astyages’i öldürerek Pers İmparatorluğu’nu kurmasına dek devam etmiştir. Bu noktaya dek, bütün İranlılar Mede veya Mada (Med) olarak adlandırılmıştır.

Med kralı Astiyag’ın yeğeni Kiros’un saray darbesiyle, siyasal otorite ilk defa Güneybatı İran’da yoğunlaşan Pers aristokrasisinin eline geçer ve kısa bir süre sonra M.Ö 550’li yıllarda güçlü ve merkezi bir Pers İmparatorluğu’nun kuruluşuyla Medler yıkılır. Medler, isimlerini Medya’dan almış olan, günümüz İran’ında hüküm sürmüş bir halktır.
Toros-Zagros dağ sistemi içinde ve Dicle’nin doğusunda yaşadıkları için, tarihçiler tarafından, verimli ve üretken bir medeniyetin halkları olarak anılmışlardır.

Persler/Akhaemenid Hanedanı (M.Ö 550 – M.Ö 330)

Medler gibi, birinci bin yılın başlarında İran’a göç eden ve Hint Avrupa dili konuşan Persler, İran’da Pers (Fars) bölgesine yerleşmişlerdir. M.Ö 559 yılında Perslerin başına geçen Akhaemenid Hanedanı’ndan Kyros, M.Ö 550 yılında Medleri, M.Ö 546 yılında Lydia Krallığı’nı, M.Ö 539 yılında Babil Krallığı’nı işgal etti. Bu topraklardaki halklara askeri seferlerde bulunarak imparatorluk sınırlarını Orta Asya’da Afganistan’dan Ege ve Akdeniz kıyılarına kadar genişletti. Kyros’un oğlu Kambyses de Mısır’ı M.Ö 525’de ele geçirdi.

Kambyses’in ardından başa geçen I. Darius, M.Ö 514 yılında İstanbul Boğazı üzerinden Avrupa’ya geçerek Tuna ötesinde İskitlere karşı seferler düzenledi. Bu sefer esnasında Makedonya Krallığı Pers hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı. Böylece Pers İmparatorluğu en geniş sınırlarına ulaşmış oldu. I. Darius bir fatihten ziyade teşkilatçı özelliğiyle tanınır. Pers İmparatorluğu’nu “satraplık” adı verilen eyaletlere bölmüş ve eyaletlerin başına Satrap unvanlı Pers aristokratlarını atamıştır. Satrapları denetlemek için de merkezden atanan ve “Kralın gözü ve kulağı” olarak adlandırılan görevliler vardı. Persler, satraplıklarda tımar sistemine benzer bir sistemle askerler konuşlandırmış ve eyaletlerin güvenliğini sağlamışlardır. Lydia Krallığı’nın başkenti olan Sardes kenti, M.Ö 6. yüzyılda Perslerin Lydia Krallığı’na son vermelerinden sonra bir Pers Satraplık merkezi hâline gelmiştir.

  • Pers İmparatorluğu, M.Ö 331 yılında Büyük İskender tarafından fethedilmiştir.
  • Batı Anadolu’da Daskyleion ve Sardes iki önemli satraplığın başkentleriydiler. Persler
    Susa’dan Sardes’e kadar uzanan 2.500 km uzunluğundaki Kral Yolu’nu yaparak doğu-batı
    arasında ticari ve kültürel alışverişi geliştirdiler.

Selevkoslar (M.Ö 312- M.Ö 63)

Büyük İskender, Pers İmparatorluğu’nu yıktıktan çok kısa bir süre sonra, arkasından varis bırakamadan öldü. Bu yüzden devlet, generalleri tarafından paylaşıldı. Bu generallerin genel adı olan diadokilerden biri olan Selevkos, Balkanlardan Hindistan’a kadar olan bölümü aldı. Büyük İskender’in generalleri birbirlerine üstünlük sağlamak için sürekli savaşıyorlardı. Büyük İskender’in generallerinden biri ve Mısır bölgesinin kralı Ptolemaios, Büyük İskenderi’in naibi Perdikkas’ın ölümüne yol açan bu savaşlara karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkış sonucu İskender İmparatorluğu yeni bir bölünme yaşamıştır. M.Ö 320 yılında yapılan bu bölünmeye Triparadisus Bölünmesi denir. Ama Perdikkas’ın altında M.Ö 323 yılına kadar “Kamp Kumandanı” olan Selevkos, Perdikkas’tan sonra gelen hükümdarın öldürülmesine yardım etmiş, Babil’in elde tutulmasını sağlamış ve hükümdarlığını zalimce genişletmiştir.

Selevkos, hükümdarlığını resmen M.Ö 312 yılında Babil’de ilan etmiştir. Bu tarih aynı zamanda Selevkos Devleti’nin kuruluş tarihi olarak geçer. Selevkos sadece Babil’i değil, İskender’in Makedon İmparatorluğu’nun doğu tarafının  büyük kısmını da yönetmiştir.

Tarihçi Appian kaynaklarında Selevkos hakkında, “Frig ülkesinden İndus Nehri’ne kadar olan bölgenin hükümdarı olmuştur.” cümlesini kullanmıştır. Selevkos’un, Hindistan’a kadar gidip Çandragupta Maurya adlı Hint kralıyla bir anlaşma imzalayıp devletinin doğu topraklarını 500 fil karşılığında Hintlilere vermesiyle Selevkos Devleti Hindistan üzerindeki hâkimiyetini bir daha kazanamamak üzere kaybetti; buna karşın aldığı filler İpsus Savaşı’nı kazanmasında büyük rol oynadı.

M.Ö 100’de ise güçlü Selevkos İmparatorluğu’ndan bir tek Antakya ve çevresindeki birkaç Suriye şehri kalmıştı. Güçlerinin büyük bir kısmını kaybetmelerine ve krallığın zayıflamasına rağmen soylular kralların seçiminde önemli rol oynamaya devam etti. Bu seçimleri genelde Ptolemaois Hanedanı’nın elindeki Mısır veya diğer dış güçler kontrol ediyordu. Selevkoslar bir süre daha ayakta kaldılar; hiçbir millet onların mirasını devralmak istemiyordu. Çünkü Selevkoslar o bölgede bir tampon görevi görüyorlardı. Ancak Pontus Kralı VI. Mithridates ve Romalı Sulla ile Anadolu’da yapılan savaşlarda Selevkosları hiçbir ülke desteklemedi. Mitridates’in azimli yeğeni Ermenistan Kralı Tigranes, iç karışıklıklar içinde bulunan güneye inme imkânını gördü. M.Ö 83’te, bitmez tükenmez iç savaşı durdurmak amacıyla Suriye’ye girdi ve yakın bir süre sonra da kendisini Suriye kralı ilan ederek Selevkos Devleti’nin hemen hemen sonunu getirdi.

Bunlara rağmen, Selevkos Devleti tam anlamıyla yıkılmadı. Romalı General Lukullus’un Mithridates ve Tigranes’in ikisini de M.Ö 69 yılında yenmesiyle arta kalan Selevkos Krallığı XIII. Antiokhus’un hâkimiyeti altında toplandı. Bu zamanlarda bile, iç savaşlar önlenemedi. II. Filip, Antiokus ile taht kavgasına girşti. Pontus’un Roma kontrolüne geçmesiyle, Romalılar, Selevkos kontrolündeki Suriye topraklarındaki istikrarsızlıklara yoğunlaştı. M.Ö 63’te Mithridates, Roma Generali Pompeus tarafından yenilgiye uğratılınca, Pompeus Helenistik Doğu’yu yeni bağımlı krallıklar kurarak ve yeni vilayetler oluşturarak yeniden oluşturmak istedi. Ermenistan ve Yahudiye gibi yerel krallıklara bir ölçüde özerklik verildi. Ancak Pompeus, Selevkosların devam etmesinin çok zahmetli olduğunu görünce, Suriye’yi bir Roma vilayeti hâline getirdi ve böylece Selevkos İmparatorluğu son bulmuş oldu.

Partlar (M.Ö 247 – M.S 224)

Orta Asya kökenli olan Partlar, M.Ö 238 yılında Selevkoslara başkaldırarak bağımsızlıklarını kazanmış ve en parlak çağlarında imparatorluğun sınırlarını İndüs’ten Fırat’a kadar genişletmişlerdir. Fırat, Roma ve Partlar arasında sınır teşkil etmişse de, her iki güç Suriye ve Mezopotamya için sürekli mücadele etmiştir. M.Ö 150 ve M.S. 224 yılları arasında Mezopotamya’yı aralıklarla yönetmişlerdir. Ağır süvariyi icat eden Partlar bundan dolayı Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en büyük düşmanı olmuşlardır. Sasaniler, İran’daki Part hâkimiyetine M.S 224 yılında son vermişlerdir.

  • Partların zenginlik kaynaklarından biri de Çin ve Roma arasında yapılan İpek Yolu ticareti idi.

Sasaniler (MS. 224-M.S 651)

Sasani Hanedanı, 3. yüzyıl başlarında bugünkü İran’ın Persis eyaletinin hükümdarlığını ele geçiren tanrıça Anahita’yı takib eden rahiplerin soyundan gelen I. Ardeşir tarafından Persis’te (Pars ya da Fars vilayeti) Istakhr şehrinde kurulmuştur. Babası Babak, ilk başlarda küçük bir şehir olan Kheir’in yöneticisiydi. 205’te Bazrangidlerin son kralı olan Gocihr’i tahttan indirmeyi başararak kendini yeni hükümdar Olarak ilan etti. Bazrangidler, Partlara bağlı olarak Persis’in yerel yöneticiliğini yapıyorlardı. Annesi Rodhagh, Persis eyalet valisinin kızıydı. Sasani ismi I. Ardaşir’in baba tarafından dedesi olan Sasan(Zazan)’dan gelir. Zazan, Anahita Tapınağı’nın başrahibiydi.


Kaynak ve ileri okuma için;

  • Uygarlıklar Tarihi Sosyoloji Lisans Programı – Yrd. Doç. Dr. Halil Ersin Avcı İSTANBUL