I. Murad, Murad-ı Hüdavendigâr veya Murad Bey Osmanlı Devleti’nin üçüncü padişahı. Babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun’dur. Babası Orhan Gazi döneminde 95.000 km² olan devlet toprakları onun döneminde yaklaşık 500.000 km² kadar genişlemiştir.

“Hükümdar, bey” anlamına gelen hüdavendigâr unvanı verilmiştir. Tuğrası Sultan Murad bin Orhan olarak istiflenmiştir. Bazı kitabelerde Melikû’l-Âdil İl Gazi es-Sultan Giyâsû’d-Dünya ve’d-Din şanı ile anılmıştır. Adına kesilmiş olan gümüş ve bakır sikkelerde ve bazı diğer kitabelerde Murad bin Orhan el-Melik, el-Adil, es Sultanü’l Gaalib ad ve unvanları kullanılmıştır. Bazı kaynaklara göre, bu Osmanlıların İlhanlılara olan bağımlılığının sona erdiğini göstermektedir. Böylece Sultan unvanı ilk kez I. Murad zamanında kullanılmıştır. Batı kaynaklarında Amourad I olarak anılmaktadır.

Şehzadeliği döneminde Edirne’yi alarak Balkanlara geçmiştir ve Balkanlarda fetihler yapmaya başlayarak Osmanlı Devleti’nin sınırlarını genişletmiştir. Kırkın üzerinde savaşı yönettiği ve hiç yenilmediği çeşitli kaynaklarda söylenmektedir. I. Kosova Savaşı’ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri olan Milos Obilic tarafından hançerlenerek öldürüldü.

Yaşamı

Tahta Çıkışı (1360)

Ağabeyi Süleymân Şahın Rumeli fetihleri sırasında vefât etmesi üzerine veliahd tâyin edildi (1359). Kısa bir müddet sonra da babasının vefâtı üzerine Bursa’ya davet edilip 34 yaşında Osmanlı tahtına geçti (1360).

Edirne’nin Fethi (1361)

1359’da Şehzade Murad ve Lala Şahin kumandasında Osmanlıların Trakya’da sistemli fetih harekâtı başlamıştır. Çorlu, İstanbul ve Edirne’ye giden yolların kavşak noktasında stratejik bir konumdadır. O zaman İstanbul’da kendini gösteren panik, İtalya’ya kadar yankı yapmıştır.

Murad ve Lala Şahin, Çorlu’yu aldıktan sonra, İstanbul-Edirne yolu üzerinde başlıca hisarlar üzerine yöneldiler. Asıl amaç, Edirne idi. 1361 baharında Murad ve uc beyleri tüm kuvvetleriyle Edirne üzerine yürüdüler. Edirne’deki Bizans komutanı Osmanlı ordusunu Sazlı Dere’de karşıladı, yenilip Edirne’ye kapandı. Gece Meriç üzerinden İstanbul’a kaçtı. Şehir halkı kaleyi Murad’a teslim ettiler (1361 baharı).

Bizans Devletinin İstanbul’dan sonra ikinci önemli şehri olan Edirne’nin fethi, Türkler’in Avrupa’ya kesin olarak yerleşmelerini temin etti. Trakya’da stratejik bir mevkide bulunan Edirne, Osmanlı Devletinin Rumeli’ndeki fetihlerinde bir askerî harekât noktası oldu. Ardından sıra ile Gümülcine, Zağra, Yenice ve Filibe fethedildi. Rumeli’nde fethedilen Avrupa topraklarına, Osmanlı iskân siyâsetince, Türk-İslâm ahâlisi yerleştirildi.

Bizans İmparatoru Osmanlılarla antlaşma yapmaya mecbur kaldı. Yapılan antlaşmaya göre İmparator, Rumeli’ndeki Osmanlı fütuhâtını kabul ve tasdik etti. Bunları almak için hiçbir zaman Türk düşmanlarıyla birleşmeyeceğini ve Anadolu Beyliklerinden gelebilecek taarruzlara karşı Murâd Han yardımcı kuvvet isterse asker vereceğini bildirdi. Bu antlaşmanın, Bizans’ın Osmanlı Devletine tâbiliğini arz etmesi mâhiyetinde olduğu kabûl edilir.

Şehzade Savcı Bey’in isyanı

Rumeli’de yeni fetihlerle uğraşan padişah, Anadolu’nun idaresini oğullarına bırakmıştı. Büyük oğlu Bayezid’i (Yıldırım) Germiyan’a, ortanca oğlu Yakup Çelebi’yi Karesi’ye, küçük oğlu Savcı Bey’i de Bursa’ya sancak beyi tayin etmişti. Savcı Bey, babasının yerine geçmek isteyen Bizans prenslerinden Andronikos’la anlaştı. Babalarını devirip yerlerine geçeceklerdi. İkisi de aynı anda isyan ettiler. Bizans imparatorunun oğlu imparatora, Şehzade Savcı Bey de padişaha başkaldırdı.

Padişah ordusunu alıp şehzadenin üstüne gitti. Fakat aynı dine, aynı millete mensup orduların dövüşmesini hiç istemiyordu. Kete Ovası’nda iki ordu karşılaştı. Bir gece yarısı Murat Hüdavendigâr, iki ordunun arasındaki dereyi tek başına geçip oğlunun askerlerine şöyle bağırdı: “İçinizde benden şikâyetçi olan varsa, meydana çıksın! Kendisini dinleyeceğim. Biz kâfirle uğraşırken, sizin şu yaptığınız doğru mudur?”

Padişahın cesaretine hayran olan askerler, ellerini öpmeye koştular. Şehzade Savcı Bey, yanında birkaç Bizanslı ile kendisine bağlı birkaç askerden başka kimse kalmayınca şaşırdı. Alelacele Dimetoka Kalesi’ne kaçtı. Padişah kaleyi kuşattı. Şehzade, başka çare kalmayınca teslim oldu. Yüreği insan sevgisiyle dolu bulunan Hüdavendigâr, oğlunu bağışlayacaktı. Huzuruna çağırdı. Fakat Savcı Bey, babasına hürmet göstermedi, özür bile dilemedi, üstelik ağır sözler söyledi. Bunun üzerine padişah, yüreği kan ağlayarak, oğlunun öldürülmesini emretti.

Balkanlarda Fetihler

Sırpsındığı Muharebesi (1364)

Osmanlı Devleti gün gün büyüyordu. Ordu mevcudu 60 bin olmuştu. Bu ordunun bir ayağı Asya topraklarında, diğer ayağı ise Avrupa topraklarındaydı. Hristiyanlar müthiş bir korkuya kapılmışlardı. Sırplar, Bulgarlar, Ulahlar ve Macarlar birleşmek zorunda kaldılar. Macar Kralını başkomutan yaptılar. Osmanlı ordusuna saldırmak için Meriç kıyısına geldiler.

Bu sırada padişah, ordunun büyük kısmıyla Bursa’da bulunuyordu. Meriç yakınlarında Hacı İlbey, 10 bin askerle düşmanı bastı. Çoğunu kırıp geçirdi. Macar Kralı güçlükle kaçıp canını kurtarabildi. Bu savaş, tarihimizde “Sırp Sındığı Savaşı” olarak anılır (1364).

On bin Osmanlı askerinin, kendisinden kat kat kalabalık Hristiyan ordusunu perişan etmesi, Papa V. Urban’ı korkuttu. Hristiyanlardan bir Haçlı ordusu kurmaya çalıştı, ama kimse Murad Hüdavendigâr’a karşı savaşmaya cesaret edemiyordu. Bu yüzden papanın teklifine katılmadılar. Osmanlı orduları Balkanlarda ilerliyordu. Yıldırım gibi düşen akıncılar, sınır boylarından başlayıp Avrupa içlerine kadar akınlar yapıyorlar, düşmanın gözünü korkutuyorlardı. Artık Bursa’dan Kosova’ya kadar olan ülkelerde Sultan Murad’ın hükmü geçiyordu.

Sırpsındığı Muhârebesinden sonra, Osmanlı başşehrini Bursa’dan Edirne’ye naklettirdi. Şehri kısa zamanda mescitler, câmiler, medreseler, saray dâhil bütün kültür ve sosyal müesseselerle îmâr etti. Türk-İslâm ilim ve sanat eserleriyle süslenen Edirne, İstanbul’un fethi sonrasına kadar Osmanlıya başşehirlik yaptı.

Çirmen Muharebesi (1371)

Bulgaristan Kralı, Osmanlılara karşı duramayacağını anladığından sulh yaparak kızkardeşi Prenses Marya’yı Sultan Murâd’a verdi. Buna rağmen daha sonra Bizans İmparatorunun teşvikiyle Sırp Kralı ile Osmanlılara karşı birleşti. 26 Eylül 1371 Cumâ günü Çirmen’de yapılan muhârebede müttefikler büyük bir bozguna uğradı.

Bu savaşla Osmanlılar katî olarak Avrupa’da yerleştiler ve tesir sâhaları bütün Balkanları içine alan bir genişliğe erişti. Makedonya kapıları açıldı. Çirmen Zaferi sonunda ilk Makedonya fütuhâtı başlatılarak Osmanlı ordusu,
İskeçe, Drama, Kavala, Zihne, Serez, Vardar Yenicesi ve Karaferye mevkilerini fethetti. Bulgaristan ve Sırbistan Osmanlıları metbu olarak tanıdı. Osmanlı kuvvetleri, üç koldan harekâta devamla Kuzey Makedonya, Niş, Manastır, Sofya ve Ohri’yi aldılar. Osmanlıların Makedonya’yı zaptederek Köstendil’e gelmeleri üzerine, Yukarı Sırbistan Hükümdârı, Sultan Murâd Han ile anlaşmak istedi. Vergi vermek ve gerektiğinde Osmanlı Devletine asker göndermek şartı ile antlaşma sağlandı.

Rumeli Beylerbeyliğine tâyin edilen Kara Timurtaş Paşa, 1382’de Vardar’ı geçerek Manastır ve Pirlepe’yi aldı. Manastır, Arnavutluk ve Kuzey Epir mıntıkalarına yapılacak harekât için üss oldu. 1384 bahârında Osmanlı akıncıları Bosna-Hersek akınını gerçekleştirerek, pekçok esir ve ganimet aldılar.1385’te Vezîriâzam Çandarlı Hayreddin Paşanın Ohri’yi fethi ile Osmanlılar, Arnavutluk hududuna yerleştiler.

Anadolu’da Genişleme

Sultan Murâd Han 1378’de oğlu Şehzâde Bâyezîd’i Germiyan Beyi Süleymân Şahın kızı Devletşah Hâtun ile muhteşem bir düğün yaparak evlendirdi. Süleymân Şah, Kütahya, Tavşanlı Emed ve Simav’ı, kızının çeyizi olarak verdi. Hamidoğlu Hüseyin Beyden seksen bin altın karşılığı; Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir ve Karaağaç alındı.

1354’te Sivas Sultanı Eretna oğullarına ait önemli bir iktisadî- siyasî merkez olan Ankara’nın zaptı ile Osmanlılar, ilk kez eski Selçuklu-Moğol sahasında bir yayılma hareketinde bulunuyorlardı. Başka bir deyişle bu fetih, uçlardan İslâm hinterlandına doğru yayılışın başlangıcını ifade ediyordu. Fakat bu genişleme, Osmanlıları Anadolu’da Eretna oğlu ve onun müttefiki kuvvetli Karaman oğlu ile ciddi bir mücadeleye sürükledi.

Güneyde Türkmen uc beylerinin en kudretlisi olup Moğollara karşı uzun bir mücadeleden sonra Selçuklu sultanlarının eski pâyitahtı Konya’da kesin olarak yerleşen Karaman oğulları kendilerini, Saltanat-ı Rûm’un, yani Selçuklulara ait Anadolu Sultanlığı’nın vârisi ve diğer uc beylerinin hâmisi sayıyorlardı. Rumeli’de gazâ başarıları ile olağanüstü kuvvetlenen Osmanlılar, Anadolu’da aynı iddia ile Karamanlıların karşısına çıktılar. Karaman oğullarının Konya Selçuklu pâyitahtını ele geçirmiş olmalarına karşı Osmanlılar İznik’e sahip olmaları dolayısıyla Selçukluların vârisi olduklarını iddia ediyorlardı. Özetle, Anadolu’da Selçuklu Devleti’nin mirası üzeride Osmanlı- Kaamanlı rekabeti 1354-1469 döneminde bu iki Türk devletini karşı karşıya getirecektir.

I.Murad, Hamid ve Germiyan Türkmen beyliklerini, barışçı yoldan veya tehditle ve gerektiğinde harple ilhak etti veya tâbi hale getirdi. Osmanlılar, Balkanlar’da gaza ile meşgul olduklarından Anadolu’da savaşsız amaçlarına erişmeyi tercih etmektedirler. Zira Müslümanın, hele bir gazinin diğerine silah kullanması dinin yasakladığı bir şeydi. Karamanoğulları, Hamid-eli arazisinin işgalini hiçbir zaman kabul etmek istemediler.

Karamanoğulları ile Mücadele (1386)

Osmanlı ordusunun Rumeli’nde bulunmasından istifâde eden Karamanlı Alaeddîn Bey, 1386’da Osmanlı hududuna taarruz ederek, Beyşehir ve havalisini zaptetti. Hudud tecâvüzünü haber alan Sultan Murâd Han, Rumeli’de Vezîriâzam Çandarlı Hayreddin Paşayı bırakarak, Karaman hududunu aştı. Karaman Ovası’na gelen Osmanlı ordusu, Alaeddin Beyin kuvvetlerini mağlup ederek, sulh istemeye mecbur bıraktı. Sultan Murâd Hanın dâmâdı olan Alaeddin Bey, zaptettiği toprakları geri vermesi ve Osmanlı sultanının elini öperek özür dilemesiyle affedildi. Karamanoğullarının da Osmanlı hâkimiyetini tanıması, batıda olduğu gibi doğuda da, Sultan Murâd Hanın nüfûz ve itibârını arttırdı.

Kosova Zaferi (1389)

Sultan Murâd Hanın ve Osmanlı ordusunun Anadolu’da bulunmasından istifâde eden Balkan kral ve prensleri Türklere karşı ittifak kurup, taarruz planlıyorlardı. Bosna hududunda Lala Şâhin Paşa kumandasındaki akıncıların harekâtı, Bosna Kralı ve Sırp Despotu Lazar’ın otuz bin kişilik müttefik kuvvetlerle yaptığı karşı taarruzla karşılandı. 1378’de Ploşnik mevkiinde meydana gelen muhârebede, Lala Şâhin Paşanın yirmi bin kişilik kuvveti bozularak, çoğu şehit oldu. Ploşnik bozgunu, gizlice hazırlanmakta olan Hırvat, Leh, Macar ve bütün Balkan kral ve prenslerini Osmanlılar aleyhine harekete sevk etti.

Hırvat, Leh, Macar, Bulgar, Sırp ve Arnavutların ittifakını haber alan Sultan Murad Han, hazırlıklarını tamamlamaya başladı. Balkan ittifâkına karşı Anadolu beylerinden yardım istendi. İttifâka dâhil olan Bulgarları büyük harpten önce saf dışı etmek gâyesiyle, Vezîriâzam Çandarlı Ali Paşayı vazifelendirdi. Osmanlı ordusu, Balkan dağlarını aşarak Bulgar Krallığının merkezi Tırnova’yı aldı. Ali Paşa, Tuna boyu istikâmetinde harekâtı devam ettirerek, Ulah hâkimiyetindeki Silistre ve Niğbolu’yu zaptetti. Bulgar Kralı, Osmanlılar ile antlaşmaya mecbur oldu. Böylece Haçlı ittifakına katılmasına mâni olundu.

Osmanlı beylerinin Balkanlardaki ileri harekâtı muhtemel büyük harp öncesi durdurularak, bütün kuvvetler Sultan Murâd Hânın kumandasında toplandı. Süratle Kosova’ya gelindi. Üsküp ile Priştine arasındaki Kosova’da müttefik Haçlı ordusuyla karşılaşılıp muhârebe nizâmı alındı. 9 Ağustos 1389 günü yapılan Kosova Meydan Muhârebesinde Birinci Murâd Han büyük bir zafer kazandı. Osmanlıları Balkanlardan atmak üzere, Sırp, Bosna, Macar, Ulah, Arnavut, Leh ve Çek kuvvetlerinden oluşturulan büyük Haçlı kuvvetlerinin, 20 Haziran 1389’da Kosova’da yok edilmesi târihe, örnek imhâ hareketlerinden biri olarak geçti. Türk târihinin mühim hâdiselerinden biri olan Kosova Meydan Muhârebesi, Doğu Avrupa’nın mukadderâtını da tâyin etti.

Bu zafer kısa vadede Osmanlılara büyük bir askeri ve siyasi kazanç sağladı. Artık onlara Tuna nehrinin güneyinde kalan bölgelerde Macarlardan başka karşı koyacak bir güç kalmamıştı. Kuzey Sırbistan yolu Osmanlılara açılmış, Sırp despotluğu vasal hale gelmiş, Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk ve Bosna’ya doğru ilerleme imkânı doğmuştu.

I. Murad Döneminin Sonu

I. Murad Türbesi, Kosova

Ertesi sabah Sultan I. Murad, harp meydanını gezmeye çıktı. Ölü ve yaralılarla doluydu. Bu sırada yaralı bir Sırp asilzadesi, padişahın yakınlarından birine, Müslüman olmak için padişahla görüşmek istediğini söyledi. Padişaha götürdüler. Padişahın eteğini öpmek ister gibi yapıp kolunun içine sakladığı hançeri hızla çıkardı ve Sultan I. Murad’ın kalbine sapladı. Böylece 1389 yılında 63 yaşındayken öldürüldü. Sultan Murad’ın cenazesinin çürümeden Bursa’ya getirilebilmesi için iç organlarının çıkarılması gerekiyordu. İç organları Kosova Meydanı’na gömüldü. Üzerine de türbe inşa edildi. Esas türbesi ise Bursa, Çekirge’de dir.

Döneminin Değerlendirilmesi

Murâd-ı Hüdâvendigâr 1361-1389 yılları arasında devletini beş misli daha büyüterek 500 bin kilometrekareye yükseltti. Zaferden zafere koşmuş, Anadolu’da ve bilhassa Avrupa’da hudutlarını genişletmiş ve babasından bir beylik olarak aldığı ülkeyi büyük bir devlet hâlinde oğluna bırakmıştır.

Osmanlı Devletini sağlam temeller üzerine oturtmuştur. Güneydoğu Avrupa’ya Anadolu’dan Türk-İslâm nüfûsunun naklinde tatbik ettiği şuurlu sistem, Sultan Murâd Hanın dâhiyâne bir siyâsetidir. Fütuhâtla alınan Rumeli topraklarına iskân edilen Türk ve İslâm nüfûsu, Avrupa’da kalıcı bir hâkimiyetin ve emniyetin başlangıcı olmuştur.


Kaynak ve ileri okuma için;

  • Academia.edu Osmanli Kurulus Donemi 1299-1421 pdf