I. Bayezid veya Yıldırım Bayezid; 13 yıl tahtta kalmış, dördüncü Osmanlı padişahı. 1389’dan 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. Babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun’dur.

Yaşamı

Cesâreti ve gözü pekliğiyle ün yaptığından kendisine “Yıldırım” lakabı verilmiştir. Adâleti çok meşhurdu. Hergün belirli bir zamanda herkesin kendisini görebileceği bir yere gelir ve dört bir yandan gelen tebeasının şikâyet ve arzûlarını dinler, haksızlığa uğrayanların haklarını derhal iâde ederdi. Kaynakalarda şiir yazdığı söylenen ilk padişah, Yıldırım Beyazıd’tır. Osmanlı hanedanı içinde ilk defa “serasere” giyinen, gümüş ve altın tabaktan yemek yiyenin de Yıldırım Beyazıd olduğu söylenir. (Serasere, ipekli ve altın, gümüş işlemeli bir kumaş).

Tahta Çıkışı (1389)

1381 yılında devlet idâresini öğrenmesi için Kütahya’ya vâli tâyin edildi. 1389’da yapılan Birinci Kosova Savaşına katılarak büyük kahramanlık gösterdi. Savaş sonunda babası Sultan Murâd’ın öldürülmesi üzerine 29 yaşında iken tahta çıktı.

Anadolu Beyliklerinin Yeniden Osmanlı Topraklarına Katılması

I. Murad’ın ölüm haberi, Anadolu’da Osmanlı’ya bağlılık sözü veren Türkmen beylikleri taraından sevinçle karşılandı. Zaten Osmanlılar ile bağlarını koparmak, eski bağımsızlıklarını elde etmek için uğraşıyorlardı. Karamanoğlu Alâeddin Bey, Germiyanoğlu II. Yakub Bey ve Sivas’ta bulunan Kadı Burhaneddin, taht değişikliğinin yarattığı siyasî karmaşadan istifade ederek Batı Anadolu’daki Osmanlı arazisine saldırılar düzenlediler.

Yıldırım Bayezid’in bu girişimlere cevabı sert oldu. 1389-1390 kışında sefere çıkan Osmanlı padişahı, Saruhan, Aydın, Menteşe, Hamid ve Germiyanoğulları topraklarını Osmanlı idaresine bağladı. I. Bayezid, daha önceki uygulamaların aksine, zapt ettiği bölgelerin idaresini doğrudan Osmanlı başkentinden tayin edilen isimlere bıraktı. Bu şekilde sancak teşkilatı uygulaması Anadolu’nun batı kesimine yayıldı. I. Bayezid, 1390 Mayıs’ında Anadolu seferine devam edip Karamanoğulları üzerine yürüdü. Karamanoğlu Alâeddin Bey tarafından taht değişikliği esnasında ele geçirilen Beyşehir’i geri aldı.

1330 Yılında Anadolu Beylikleri Haritası

Askerî girişkenliğiyle öne çıkan I. Bayezid’in tahta geçişi, Osmanlı siyasi tarihinde Fatih Sultan Mehmed tarafından ileride gerçekleştirilecek yeni bir devlet modelinin yani merkezî bakımdan güçlü, imparatorluk vizyonuna sahip bir siyasî yapının adeta habercisi olacaktı. İktidarın paylaştırılmaması ilkesinin ilk uygulamaları da bu dönemle başladı.

Rumeli Akınları

Denizciliğe de önem veren Yıldırım Bâyezîd Han, 1390 sonbaharında Sakız ve Eğriboz adalarıyle Ege Denizindeki Venedik kıyılarına seferler düzenledi.

1391’de Eflak Seferine çıktı. Eflak ordusunu mağlup ettikten sonra Osmanlı ordusu Tuna’nın öbür yakasına geçti. Selanik alındı. Yıldırım Bâyezîd Anadolu’dayken Eflak Kralı, Osmanlı sınırını geçerek yağmalama hareketinde bulunmuştu. Sefer dönüşünde hemen Rumeli’ye geçen Pâdişâh, Edirne’de kuvvetlerini toparladı ve Niğbolu ile Silistre’den Eflak içlerine akıncılar gönderdi. Bu kuvvetler Eflak Kralını yakalayarak Bursa’ya gönderdiler. Her sene Osmanlı hazînesine 3000 duka altın vermek ve Macarlar üzerine yapılacak seferlerde Osmanlı ordusuna yardım etmek kaydıyla serbest bırakıldı.

İstanbul Kuşatması (1390-1391)

Zamanın Bizans İmparatoru ölüp yerine oğlu geçince, Yıldırım Bayezid, İstanbul’a hemen elçiler gönderdi. İstekleri sert ve kesindi: “İstanbul’da yaşayan Müslüman bir kadı (hâkim) bulunacak, Müslümanlar onun tarafından muhakeme edilecekler. Eski imparatorun imzaladığı bütün antlaşmalara sadık kalınacak. Osmanlı Devleti’ne her yıl vergi verilecek. Osmanlı padişahı istediği anda Bizans ordusu birlikler gönderecek ve Osmanlılar için savaşacak. Ayrıca İstanbul’da hemen bir cami yapılacak. Eğer emirlerimizi yerine getirmezsen sur dışına çıkma! Zira sur dışında kalan bütün topraklar, gazilerimizin kontrolündedir.”

Yeni Bizans İmparatoru, padişahın tekliflerini kabule yanaşmadı. Bunun üzerine Yıldırım, sefer ilan etti. İstanbul surlarına kadar olan bütün Rum kasabaları ve köyleri işgal edildi. Karadeniz sahilleri Rumlardan temizlendi. Böylece İstanbul’un etrafı tamamen çevrilmiş oluyor, Osmanlılar İstanbul’u kuşatması başlıyordu.

Bulgaristan’ın Fethi (1393)

Avrupa devletleri yine telaş içinde idiler. Venedik Senatosu toplanıp (1393) Osmanlılarla savaşmak için bütün Avrupa’ya bir davette bulundu. Öte yandan Macar Kralı, Bulgar Kralı ile anlaştı. Bu anlaşma yürürlüğe girdiği takdirde Bulgaristan elimizden çıkabilirdi. Yıldırım Bayezid, mühim bir kuvveti Bulgaristan üzerine gönderdi. Bulgar topraklarında ilerleyen Osmanlı ordusu, başkent Tırnova’yı kuşattı. 17 Temmuz 1393’te Tırnova fethedildi. Ardından Tuna sahilindeki Silistre, Niğbolu ve Vidin alındı. Bulgar Kralı yakalanıp Edirne’ye gönderildi. Bulgaristan artık tamamen Osmanlı Devleti’nindi. Eyaletimiz hâline gelmişti.

Macar Kralı’nın telaşlanmıştı. Fakat korktuğunu belli etmek istemiyor, İstanbul’a gönderdiği elçisine şunu söyletiyordu: “Bulgaristan’ı hangi hak ve salahiyetle işgal ettiniz?” Yıldırım Bayezid hemen bir Kur’an-ı Kerim istedi, sağ eline aldı, kılıcını da sol eli ne aldı. Önce sağ elini kaldırıp Kur’an-ı Kerimi elçiye gösterdi: “İşte hak, elçi!” Sonra kılıcını kaldırdı: “İşte de salahiyet! Başka diyeceğin var mı?”

Niğbolu Zaferi (1396)

Macar kralı, Almanya, Macaristan ve Bohemya’dan asker toplamaya başladı. Hristiyan prens ve krallarına mektuplar yollayarak yardım istedi. Papa da, Macar kralını destekliyordu. Zamanın en büyük Avrupa devletlerinden olan Fransa da, hazırlanacak Haçlı ordusunda en önemli görevi almayı kabul etti. Haçlı ordusu kurulmuştu. Avrupa’nın en büyük prensleri, kralları, generalleri bu orduyu idare edecekti. Türkleri atıp, geldikleri yere, Orta Asya’ya süreceklerdi.

Mora’nın alınması (1397)

Niğbolu Zaferinin en önemli sonucu Bizans için bütün ümit kapılarının kapanmış olmasıydı. Artık Avrupa’dan hiçbir yardımın gelmesi beklenemezdi. Bundan sonra Yunanistan’a sefer düzenleyen Yıldırım Bâyezîd, Atina ve Mora’yı aldı. İstanbul Boğazının en dar yerinde Anadolu tarafında “Güzelcehisarı” (Anadolu Hisarı) inşâ ettirdi.

Anadolu Seferi

Karamanoğulları, Niğbolu Savaşı esnasında Osmanlı karşıtı bir tutum takınmışlardı. 1397’de Anadolu’ya geçen Bayezid, Karamanoğlu Alâeddin Bey’i Akçay Savaşı’nda mağlup etti. Karaman beyi, canını kurtarmak için Konya’ya kaçıp kaleye sığınmasına rağmen yakalanarak ortadan kaldırıldı. Konya merkezli Karaman toprakları, Osmanlı egemenliğine geçti.

I. Bayezid, ertesi sene askerî girişimlerini Orta ve Kuzey Anadolu’ya doğru genişleterek Canik bölgesini ve Kadı Burhaneddin’in elindeki toprakları aldı. Bu başarılardan sonra Anadolu’da Osmanlı hâkimiyetine meydan okuyacak bir güç kalmamış gibiydi. Bununla birlikte I. Bayezid, güttüğü fetih ve merkezileştirme siyasetinden menfaatleri zedelenen ve hayal kırıklığına uğrayan kitlelerin Osmanlı karşıtı bir kampta birleşmeye başlamalarının ne denli önemli olduğunu fark edemiyordu.

İstanbul’un Yeniden Kuşatılması (1402)

Bu arada Bizanslılar Hıristiyan devletlerden yardım istemişler ve Türklere baskı yapmaya başlamışlardı. Boğaziçi ve İzmit Körfezi kıyılarını vurmaları üzerine Bâyezîd 1400 baharında İstanbul’u yeniden kuşattı. (1402). 129 Şiddetini gittikçe artıran Osmanlı baskısı karşısında her an şehri teslim edebilirdi. I. Bayezid’in uğruna uzun yıllardır mücadele ettiği kenti almasına ramak kalmıştı; ama bu esnada doğu sınırlarında beliren düşman bir güç Osmanlı hesaplarını altüst etti.

Ankara Savaşı (1402)

Timur, Kendisini Cengiz’in mîrasçısı olarak gören ve Cengiz İmparatorluğu topraklarının tamâmına hâkim bir İslâm devleti kurmak istiyordu. Tîmûr’un Osmanlılara âit Sivas’ı zaptetmesi, netîcede iki büyük Türk hâkânını Ankara’da karşı karşıya getirdi.

Asya’da büyük bir devlet kurup seri fetihleriyle dikkati çeken Timur, 1399’da Doğu Anadolu’ya geldi. I. Bayezid’in sert idarî tedbirlerinden ötürü eski imtiyazlarını yitiren Türkmen beyliklerinin mahallî nüfuz sahibi aileleri, Timur’un huzuruna çıkıp Osmanlı genişlemesine karşı acilen bir karşı hamlede bulunulması gerektiğini dile getirdiler. Daha çok İlhanlıların doğal varisi sıfatıyla Anadolu’nun hamisi olduğunu iddia eden Timur da farklı düşünmüyordu. Devletinin sınırlarını diğer uç beylerinin aleyhine genişleten I. Bayezid, kurulu nizamı bozarak Timurlu Devleti’ne karşı taşıması icap eden sorumluluğu hiçe saymıştı.

Esasında Timur, gazi unvanıyla İslam âleminde şöhret sahibi olan Bayezid’in üzerine yürümekte tereddüt ediyordu. Bu yüzden ilk hamle olarak Sivas’a saldırıp kaleyi kuşatmakla yetindi.

Timur, büyük bir ordu topladı ve 12 Mart 1402’de Karabağ’dan Anadolu’ya hareket etti; ordu Hindistan’dan temin edilen savaş filleriyle desteklenmiştir. Timur’un ordusuyla birlikte Anadolu’ya girdiği haberini alan I. Bayezid, silah altına çağırdığı Sırplardan ve himayesi altına almış olduğu Türk Beyliklerinden oluşturduğu ordusuyla  Timur’u karşılamak üzere Doğu Anadolu’ya doğru yöneldi. Timur orduları sayı bakımında Osmanlı ordusuna üstün olmakla beraber I. Bayezid, Timur’a karşı gerçekleştirmiş olduğu bu savaşta muzaffer olmayı umut ediyordu. Bu umudu; Niğbolu’da, kendi ordusunun donanım ve techizatı bakımından üstün, Avrupanın en elit Haçlı ordusuna karşı kazanmış olduğu zaferin vermiş olduğu güvenden doğuyordu. Timur ise gençliğinden beri hayalini kurmuş olduğu Turan Birliğini oluşturabilmesi için önünde tek bir engeli kaldığının farkındaydı. Kendisini savaş sanatının zirvesinde görüyordu. Bu savaşı kazanmakla birlikte, şanına şan katıp, kurmuş olduğu imparatorluğu tehdit edecek hiçbir düşmanı kalmayacaktı ve sırtını sağlama aldıktan sonra kılıcını Çin’e doğru çevirebilecekti.

Bayezid ve Timur arasındaki kaçınılmaz çarpışma, 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara Çubuk Ovası’nda gerçekleşti. Osmanlı sultanı, şahsına bağlı kapıkulu alayları dışında Türkmen beyliklerinden intikal eden süvari birlikleriyle yardıma gelen bir miktar Tatar savaşçısını komuta ediyordu. Sırp despotu Stefan Lazareviç ve Tesalya’dan gelen Ulahlar Osmanlı saflarındaydı. Timur’a sığınmış olan Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Germiyanoğulları, Saruhanoğulları gibi Anadolu Beyliklerinden oluşan tümenler ise Timurun’un ordusunun sağ cenahın önünde yerlerini almışlardı. Savaş, bir tam gün sürdü. Timur’un ordusunda bulunan eğitimli savaş filleri, ortalığı toza dumana boğduklarından son ana değin muharebenin kimin lehine geliştiğini anlamak mümkün olmamıştı. Türkmen beylikleri arazisinden gelenler, eski efendilerinin düşman orduda yer aldığını düşünerek çarpışmalara katılmadan çekildiler. I. Bayezid tutsak düştü; 1403 Mart’ında Akşehir’de son nefesini verinceye değin esaret hayatı yaşadı.

Ankara Savaşı, Bayezid’in saltanat yılları boyunca kazandığı her şeyi bir günde yok etti. I. Bayezid, geniş toprakların tek başkentten yönetilebileceği merkezî bir devletin altyapısını kurmaya çalışmıştı.

Yıldırım Beyazıd Döneminin Sonu

Sultanın çağdaşları, Osmanlı ordusunu Ankara’da felakete sürükleyenin Bayezid’in aşırı atılgan ve pervasız tabiatı olduğunu söylüyorlardı. Sonuçta Osmanlı Devleti’nin sınırları 1389’daki haline geri döndü. Türkmen beylikleri yeniden kuruldu. I. Bayezid’in hayalini kurduğu merkeziyetçi yapı bir anda paramparça olurken şartların yeniden olgunlaşması için yarım asırlık bir zaman geçmesini beklemek gerekecekti. Esâret zilletini çekemeyen Yıldırım Bâyezîd Han yedi ay kadar sonra 43 yaşında iken kederinden vefât etti (1403). Cenazesi Bursa’ya getirildi. Oğlu Süleyman Çelebi bir türbe yaptırdı.


Kaynak ve ileri okuma için;

  • Academia.edu Osmanli Kurulus Donemi 1299-1421 pdf